ABD Başkanı Donald Trump, ev sahipliğinde düzenlenen G7 Liderler Zirvesi’ni tamamladı. Zirvede en çetin başlıklardan biri İran’ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetleri oldu. Liderler, Tahran’a yönelik yaptırımların sürdürülmesi konusunda görüş birliğine varamazken, Trump yönetiminin İran’a karşı daha sert bir tutum benimsemeye hazırlandığı belirtiliyor. Zirve sonrası yayınlanan ortak bildiride, ‘İran’ın istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerine karşı kararlı durulacağı’ ifade edildi ancak somut adımlar konusunda netlik sağlanamadı.
Gelişmenin arka planı
G7 Zirvesi, dünyanın en büyük yedi ekonomisini bir araya getiren yıllık bir toplantı. Bu yılki zirveye Trump yönetiminin İran politikası damga vurdu. ABD, 2018’de nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmiş ve Tahran’a yönelik ekonomik yaptırımları yeniden devreye sokmuştu. Avrupalı müttefikler ise anlaşmanın korunmasından yana tavır alıyor. Zirvede liderler arasında yaşanan görüş ayrılıkları, Trump’ın İran konusunda yeni bir askeri operasyon sinyali vermesiyle daha da derinleşti. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, ‘Diplomasi tüm seçenekler tükenene kadar masadadır’ denildi.
Zirve öncesinde Trump, İran’ı ‘dünyanın önde gelen terör destekçisi’ olarak nitelemiş ve Tahran’ın bölgesel müdahalelerine son vermesi için baskıyı artıracaklarını söylemişti. Zirve marjında yapılan ikili görüşmelerde de İran dosyası kapsamlı şekilde ele alındı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İran’la diyaloğun sürdürülmesi gerektiğini savunurken, Almanya Başbakanı Angela Merkel de benzer bir pozisyon aldı. İngiltere Başbakanı Boris Johnson ise ‘Yaptırımların etkili olduğunu gördük, ancak askeri seçenek felaket olur’ ifadelerini kullandı.
Bölgesel veya küresel boyut
İran dosyası yalnızca G7 ülkelerini değil, tüm Ortadoğu’yu yakından ilgilendiriyor. ABD’nin İran’a yönelik politikaları, Körfez ülkelerinden İsrail’e kadar geniş bir yelpazede yansıma buluyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Washington’un sert tutumunu desteklerken, Katar ve Irak ise gerilimin düşürülmesini talep ediyor. İran’ın nükleer faaliyetlerinin yeniden hız kazanması, bölgede tansiyonu yükseltiyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) son raporlarına göre, Tahran uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60’a çıkarmış durumda. Bu, İran’ın nükleer silah üretme kapasitesine yaklaştığı anlamına geliyor.
Ekonomik cephede ise İran yaptırımları, küresel petrol fiyatlarında dalgalanmaya neden oluyor. ABD’nin yaptırım tehditleri, petrol arzında belirsizlik yaratırken, Brent petrolün varil fiyatı 80 dolar seviyesinin üzerinde seyrediyor. İran’ın petrol ihracatının neredeyse sıfırlanması, Çin ve Hindistan gibi büyük ithalatçıları alternatif kaynak arayışına itti. Bu durum, küresel enerji piyasalarında yeniden şekillenmeye yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerginliği, Türkiye’nin enerji güvenliği ve komşuluk ilişkileri açısından kritik bir öneme sahip. Türkiye doğal gaz ihtiyacının önemli bir kısmını İran’dan karşılıyor; yaptırımların derinleşmesi enerji arzında sorun yaratabilir. Ayrıca Suriye ve Irak’ta farklı kutuplarda yer alan Ankara ve Tahran, bölgesel krizlerde iş birliği yapmak zorunda kalıyor. Bu denge, Washington’un baskılarıyla daha da hassas hale geliyor. Türkiye, İran konusunda hem NATO müttefiki ABD’nin talepleri hem de komşusu İran’la pragmatik ilişkiler arasında sıkışmış durumda; bu gelişme Ankara’nın dış politikada esnek manevra kabiliyetini zorunlu kılıyor.