ABD Başkanı Donald Trump, federal hükümette çalışan yaklaşık 8 bin kişiyi kapsayan ve onları çoğu kamu hizmeti korumasından yoksun bırakan bir başkanlık kararnamesi yayımladı. Kararname, federal kurumlara yalnızca bir hafta süre tanıyarak binlerce çalışanı “at-will” (isteğe bağlı istihdam) statüsüne geçirme talimatı veriyor. Bu düzenleme, çalışanların disiplin cezalarına karşı temyiz haklarını, kıdem ve liyakat esaslı korumalarını ortadan kaldırıyor. Sendikalar ve sivil toplum örgütleri kararı “demokrasiye darbe” olarak nitelendirirken, Beyaz Saray yönetimi bu adımı “verimlilik artışı” olarak savunuyor.
Gelişmenin arka planı: At-will istihdam nedir?
ABD’de “at-will” istihdam, işverenin herhangi bir sebep göstermeksizin veya önceden bildirimde bulunmaksızın bir çalışanı işten çıkarabilmesine olanak tanıyan bir hukuki çerçevedir. Federal çalışanlar için bu durum, tarihsel olarak kamu hizmeti yasalarıyla sınırlandırılmıştı. Trump’ın yeni kararnamesi, çoğu federal kurumda politika yapıcı pozisyonlarda bulunan çalışanları doğrudan etkiliyor. Uzmanlara göre bu karar, başkanın federal bürokrasi üzerindeki kontrolünü artırmayı amaçlıyor. Ancak eleştirmenler, uygulamanın liyakat sistemi yerine siyasi sadakati öne çıkaracağını ve kamu hizmetinde kalite düşüşüne yol açacağını belirtiyor.
Kararname kapsamında, Adalet Bakanlığı, İç Güvenlik Bakanlığı ve Enerji Bakanlığı gibi kritik kurumlardaki çalışanların statüsü değişecek. Çalışanların sendikal hakları da bu düzenlemeyle aşındırılırken, hükümetin herhangi bir çalışanı siyasi gerekçelerle görevden almasının önü açılıyor. Beyaz Saray Sözcüsü yaptığı açıklamada, “Hükümetin etkin çalışması için yöneticilere esneklik sağlanması şarttır” dedi.
Bölgesel ve küresel boyut: Federal çalışanların hakları tüm dünyada tartışılıyor
Trump’ın bu hamlesi, yalnızca ABD iç siyasetinde değil, uluslararası kamuoyunda da yankı uyandırdı. Birçok ülkede kamu çalışanlarının iş güvencesi, demokratik yönetimin temel taşlarından biri olarak kabul ediliyor. Özellikle Avrupa Birliği ülkeleri, benzer uygulamaları “çalışan hakları ihlali” olarak değerlendiriyor. Uzmanlar, ABD’nin bu adımının, uluslararası çalışma standartlarına aykırı olduğu gerekçesiyle Dünya Ticaret Örgütü nezdinde tartışma konusu olabileceğini belirtiyor.
Öte yandan, benzer düzenlemelerin geçmişte başkanlık sistemine sahip bazı Latin Amerika ülkelerinde otoriterleşme süreçlerine eşlik ettiği hatırlatılıyor. Kamu çalışanlarının siyasi baskı altına alınması, bağımsız bürokrasi geleneğini zedeleyerek yürütmenin gücünü artırma potansiyeli taşıyor. Trump yönetimince bu adım “bürokrasiyi kırma” olarak tanımlansa da, muhalifler bunu “sadakat testi” olarak yorumluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, ABD’nin iç siyasetindeki kutuplaşmanın bir yansıması olmakla birlikte, küresel kamu yönetimi normları açısından da önem taşıyor. Türkiye, kamu çalışanlarının statüsü ve liyakat sistemi konusunda kendi reform süreçlerini sürdürürken, ABD’deki bu tür uygulamaların uluslararası örgütler nezdinde oluşturacağı tartışmalar, benzer modellerin meşruiyetini etkileyebilir. Ayrıca, Trump’ın başkanlık gücünü genişletme çabaları, Türkiye’nin de dahil olduğu başkanlık sistemli ülkelerde yürütme-yargı dengesi üzerine süregelen tartışmalara yeni bir boyut kazandırmaktadır. Doğrudan Türkiye’ye yönelik bir etkisi bulunmasa da, bu kararın demokratik yönetim ilkeleri açısından taşıdığı anlam, evrensel bir referans noktası oluşturmaktadır.