ABD Başkanı Donald Trump'ın yönetimi, ülkenin eski "büyüklüğünü" geri kazanmak için göçün reddedilmesi, tarifelerin agresif kullanımı ve servet yoğunlaşmasına sınır konulmaması gerektiğini savunuyor. Ancak Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve ona temel oluşturan Yurtsever vizyon, tam tersini öngörüyor: göçe açık, ticarette korumacı olmayan ve servetin aşırı birikimini engelleyen bir cumhuriyet. Bu felsefi çatışma, ABD'nin bugünkü siyasi ve ekonomik krizinin kalbinde yer alıyor.
Kurucu Babaların Vizyonu: Eşitlik ve Fırsat
Bağımsızlık Bildirgesi'nin "tüm insanlar eşit yaratılmıştır" ifadesi, yalnızca siyasi bir ilke değil, aynı zamanda ekonomik bir manifesto idi. Kurucu Babalar, özellikle Thomas Jefferson ve James Madison, büyük servet birikiminin cumhuriyetçi erdemleri aşındıracağına inanıyordu. Jefferson, "toprağı işleyenler Tanrı'nın seçilmiş kullarıdır" derken, tarımsal bir eşitlikçiliği savunuyor; kentsel finans merkezlerinin yozlaştırıcı etkisinden korkuyordu. Madison ise Federalist Yazılar'da, hükümetin "farklı ve eşitsiz yeteneklerin" yol açtığı ekonomik eşitsizlikleri dengelemesi gerektiğini yazmıştı.
1880'lerden itibaren Amerikan rüyası, göçmenlere açık kapı politikasıyla beslendi. "Yorgunlarınızı, fakirlerinizi, özgürce nefes almak isteyen yığınlarınızı bana verin" sözleriyle Özgürlük Heykeli, bu anlayışın sembolü oldu. Trump yönetimi ise tam tersine, duvarlar örmeyi, vize kotalarını sertleştirmeyi ve "zincirleme göçü" durdurmayı hedefliyor. Tarifeler ise 1930'lardaki Smoot-Hawley dönemini hatırlatıyor; o dönemde korumacılık küresel ticareti çökertmiş ve Büyük Buhran'a derinlik katmıştı.
Oligarşi Tehdidi ve Modern Çelişkiler
ABD'de en zengin %1'in milli gelirden aldığı pay, 1920'lerden bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Trump'ın 2017 vergi indirimleri, kurumlar vergisini %35'ten %21'e düşürerek bu eğilimi hızlandırdı. Oysa Kurucu Babalar, ülkenin bir "aristokrasi" veya "plütokrasi" haline gelmesinden korkuyorlardı. John Adams, "Kendilerini diğerlerinden üstün gören bir grup insan, er ya da geç toplumda hakimiyet kurmaya çalışacaktır" uyarısında bulunmuştu.
Günümüzde teknoloji devleri, hedge fonları ve büyük şirketler, siyasi kampanyalara milyarlarca dolar akıtarak demokratik süreci kuşatma altına aldı. Trump'ın kendisi de bir emlak kralı olarak bu sistemin içinden geliyor; ancak retoriği "halkçı" olmasına rağmen politikaları, servet yoğunlaşmasını teşvik ediyor. Örneğin, yüksek tarifeler yerli üreticileri korusa da tüketicilere her yıl yaklaşık 50 milyar dolara mal oluyor ve bu kayıp orta sınıfı vururken, büyük şirketler ek fonlara erişim sağlayabiliyor.
Küresel Boyut: Liberal Düzenin Erozyonu
ABD'nin içinde yaşadığı bu kimlik krizi, küresel sisteme de yansıyor. Trump yönetimi, NATO'yu sorgulamakta, serbest ticaret anlaşmalarından çekilmekte ve uluslararası kurumları eleştirmektedir. Bu tutum, İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen liberal düzenin temellerini sarsmaktadır. ABD'nin liderlik rolünden vazgeçmesi, Çin ve Rusya gibi rakiplerine alan açmakta; Avrupa Birliği de kendi savunma mekanizmalarını kurmaya zorlanmaktadır.
Göçmen karşıtlığı ise Batı dünyasında yükselen popülist dalganın bir parçası. Macaristan, Polonya ve İtalya'da benzer söylemler iktidara taşınırken, bu durum demografik gerçeklerle çelişiyor: Çoğu gelişmiş ekonomi, yaşlanan nüfusunu dengelemek için göçe muhtaç. ABD'de 2030'da çalışan nüfus oranı düşerken, göçmenlerin işgücüne katılımı kritik önem taşıyacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin içe kapanma ve korumacılık eğilimi, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler için iki yönlü bir etki doğuruyor. Kısa vadede, ABD'nin Çin'e yönelik tarifeleri ticaret akışlarını Türkiye'ye kaydırabilir; Türk tekstil ve otomotiv sektörleri fırsat yakalayabilir. Ancak uzun vadede, ABD'nin küresel liderlikten çekilmesi, Orta Doğu'da güç boşluğu yaratabilir ve Türkiye'nin güvenlik maliyetlerini artırabilir. Ayrıca, Trump yönetiminin uluslararası kurumları zayıflatması, Türkiye'nin AB ile ilişkilerini de olumsuz etkileyebilir. Ankara, bu belirsizlik döneminde çok yönlü diplomasiye ağırlık vermeli ve alternatif ticaret koridorları (Orta Koridor gibi) geliştirmelidir.