İsrail, Birleşmiş Milletler’de ve uluslararası kamuoyunda artan baskılara rağmen, en önemli müttefiki olan ABD’de de giderek “zehirli bir marka” haline geliyor. Özellikle Gazze’deki son savaş sonrası Amerikan toplumunda yükselen Filistin yanlısı hareket, İsrail’in imajını ciddi şekilde zedeledi. Bunun farkına varan İsrail yanlısı kuruluşlar ve aktivistler, artık eski yöntemleri bir kenara bırakıp yeni bir iletişim stratejisi benimsiyor. Geleneksel olarak “İsrail’e sorgusuz sualsiz destek” mesajı veren kampanyalar, yerini daha karmaşık ve savunmacı bir dile bırakıyor.
Algı değişiyor, strateji dönüşüyor
Yıllardır Amerikan siyasetinde güçlü bir lobi gücü olan AIPAC (Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi) ve diğer örgütler, artık kamuoyunu ikna etmekte zorlanıyor. Yapılan son anketler, özellikle genç seçmenler arasında İsrail’e desteğin ciddi oranda düştüğünü gösteriyor. Bunun üzerine İsrail yanlısı gruplar, “İsrail’in meşru müdafaa hakkı” temalı klasik retorikten uzaklaşıp, eleştirileri kabul ediyormuş gibi görünen ancak sonuçta yine İsrail’i aklamaya çalışan daha sinsi taktiklere yöneliyor. Örneğin, İsrail’in askeri harekatlarına yönelik eleştirilere “Antisemitizm” suçlamasıyla cevap verme sıklığı azalırken, “İsrail’in başka seçeneği yoktu” gibi argümanlar daha sık kullanılıyor. Ayrıca, Filistinli mağdurların yaşadığı acıları kabul eden ancak bunu her iki tarafın da mağduriyeti olarak sunan bir söylem geliştiriliyor.
Bu stratejik değişimin en somut örneği, üniversite kampüslerinde yaşananlar. Geçen yıl ABD’deki birçok üniversitede Filistin destekçisi öğrenciler kitlesel protestolar düzenlerken, İsrail yanlısı gruplar bu kez polisi devreye sokmaktan çekinmedi. Ancak bunun da kamuoyundaki İsrail algısını daha da kötüleştirdiğini fark eden lobi, şimdi akademik özgürlük çerçevesinde daha flulaşan bir dil kullanıyor. Bazı analistlere göre, İsrail’in marka değeri o kadar düştü ki, artık “İsrail’i destekliyorum” demek bile birçok Amerikalı için siyasi bir risk haline geldi. Bu durum, özellikle Demokrat Parti içinde İsrail’e tam destek veren kesimlerde bir bölünmeye yol açtı. İlginç bir şekilde, bu bölünme Cumhuriyetçiler’de de kendini gösteriyor; bazı Cumhuriyetçi seçmenler, İsrail’e sınırsız desteğin ABD’nin çıkarlarına zarar verdiğini düşünüyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İsrail’in ABD’deki imaj krizi, sadece iki ülke arasındaki ilişkileri değil, tüm Ortadoğu’yu etkiliyor. ABD, İsrail’e verdiği sarsılmaz destek sayesinde bölgede bir denge unsuru olarak görülürken, artan eleştiriler Washington’un elini zayıflatıyor. Suudi Arabistan gibi ülkelerle normalleşme süreci zaten yavaşlamış durumda. Dahası, Amerikan kamuoyunun İsrail’e bakışı değiştikçe, ABD yönetiminin de politikalarını gözden geçirme ihtiyacı kaçınılmaz hale geliyor. Bu durum, küresel düzeyde İsrail’e yönelik diplomatik yalnızlaşmayı hızlandırabilir. Öte yandan, İsrail yanlısı lobinin yeni taktikleri başarılı olursa, belki de İsrail’in imajı kısmen düzelebilir. Ancak uzmanlar, uzun vadede Gazze’deki insani kriz ve işgal politikaları devam ettiği sürece, İsrail’in ABD’de eski popülaritesine kavuşmasının çok zor olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin uzun süredir Filistin davasına verdiği destek ve İsrail’e yönelttiği eleştiriler göz önüne alındığında, Ankara’nın elini güçlendirebilir. ABD kamuoyunda İsrail’e desteğin azalması, Türkiye’nin bölgesel politikalarında daha rahat hareket etmesine olanak tanıyabilir. Özellikle Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları ve Kıbrıs meselesinde İsrail ile yaşanan rekabette, Türkiye bu imaj değişiminden faydalanabilir. Ayrıca, ABD’deki bu dönüşüm, Türk kamu diplomasisi için bir fırsat penceresi açıyor; Filistin yanlısı Amerikalı gruplarla daha sıkı işbirliği, Türkiye’nin çıkarlarına hizmet edebilir. Ancak bu durumun, ABD-İsrail arasındaki stratejik ortaklığı tamamen zayıflatması beklenmemeli.