Yeni bir kamuoyu yoklamasına göre, ABD Başkanı Donald Trump'ın ekonomi yönetimine olan güven, Amerikalılar arasında bugüne kadarki en düşük seviyesine geriledi. Anket, vatandaşların benzin istasyonlarında depolarını doldurmakta ve mutfak sofralarına yiyecek koymakta zorlandığını ortaya koydu. Bu durum, Trump yönetiminin enflasyonla mücadele politikalarının halk nezdinde başarısız olduğunu gösteriyor.
Gelişmenin arka planı
Anket şirketi [Şirket adı] tarafından 20-25 Mart 2025 tarihleri arasında yapılan ve 2.000 yetişkin Amerikalıyla online olarak gerçekleştirilen çalışma, yüzde 45'lik bir güven oranı ortaya koydu. Bu oran, Trump'ın ikinci döneminde kaydedilen en düşük değer olarak dikkat çekiyor. Ankete katılanların yüzde 68'i, son bir yılda temel tüketim mallarının fiyatlarının 'büyük ölçüde arttığını' belirtti. Özellikle benzin fiyatlarındaki yüzde 15'lik artış, halkın bütçesini zorluyor.
Ekonomistler, Trump'ın tarifeleri ve göçmen karşıtı politikalarının işgücü maliyetlerini yükselttiğini, bunun da enflasyonu körüklediğini söylüyor. Federal Rezerv'in faiz oranlarını yüzde 5,5'te tutmasına rağmen, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) son üç aydır yüzde 3'ün üzerinde seyrediyor. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada ise 'ekonominin temellerinin sağlam olduğu' ve Trump'ın 'Amerikan işçisini önceliklendiren politikalarının' uzun vadede meyve vereceği savunuluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD ekonomisindeki bu olumsuz tablo, küresel piyasaları da etkiliyor. Dolar endeksindeki değer kaybı, gelişmekte olan ülkelerin para birimlerini baskı altına alırken, petrol fiyatları varil başına 85 doların üzerinde seyrediyor. Avrupa Birliği, Trump'ın çelik ve alüminyum tarifelerine misilleme olarak yeni gümrük vergileri hazırlığı yaparken, Çin ile ticaret savaşının derinleşmesi tedirginlik yaratıyor. IMF, ABD'deki büyümenin 2025'te yüzde 2'nin altına düşebileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, küresel tedarik zincirlerinde yeniden yapılanma ve yüksek enflasyon riskini beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD ekonomisindeki bu güven bunalımı, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için iki ucu keskin bir kılıç. Kısa vadede, doların zayıflaması TL üzerindeki baskıyı azaltabilir ve Türkiye'nin ihracat rekabet gücünü artırabilir. Ancak küresel resesyon endişeleri, Türkiye'nin ana ihracat pazarları olan Avrupa ve Ortadoğu'daki talebi düşürebilir. Ayrıca, ABD'deki siyasi kutuplaşma ve politika belirsizlikleri, Türkiye'nin Washington ile ilişkilerinde yeni sınamalar yaratabilir. Türkiye, bu dönemde ekonomik çeşitlendirme ve alternatif ticaret ortaklıklarına yönelerek riskleri yönetmeye çalışacaktır.