ABD Başkanı Donald Trump, İran ile varılan tarihi anlaşmanın bu Pazar günü imzalanacağını açıkladı. Trump'ın açıklamasından önce İranlı yetkililer, anlaşmanın kesin zamanlaması konusunda ihtiyatlı bir dil kullanmıştı. İki ülke arasında aylardır süren dolaylı müzakerelerin ardından gelen bu açıklama, küresel diplomaside önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Anlaşmanın İran'ın nükleer programına sınırlamalar getirmesi ve ekonomik yaptırımların kademeli olarak kaldırılmasını içermesi bekleniyor.
Gelişmenin arka planı
Trump yönetimi, 2018'de Obama döneminde imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) tek taraflı olarak çekilmiş ve İran'a karşı “maksimum baskı” politikasını benimsemişti. Bu politika, İran'ın petrol ihracatını neredeyse sıfıra indirmiş, ülkeyi ağır bir ekonomik krize sürüklemişti. Buna karşılık Tahran yönetimi, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini anlaşma öncesi seviyelerin çok üzerine çıkarmış, uluslararası toplumda endişe yaratmıştı.
Son aylarda Umman, Katar ve İsviçre'nin arabuluculuğunda yürütülen gizli görüşmelerde, tarafların karşılıklı tavizler üzerinde anlaştığı bildiriliyor. Trump'ın Pazar gününe işaret etmesi, bu sürecin hızlandığına işaret ediyor. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, anlaşmanın “henüz nihai şeklini almadığını” ve “imza töreni için henüz bir tarih belirlenmediğini” vurguladı. Bu ifadeler, Tahran'ın ABD'ye duyduğu güven eksikliğini ve iç siyasi dengeleri yansıtıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Anlaşmanın yeniden tesis edilmesi, sadece ABD-İran ikili ilişkilerini değil, tüm Orta Doğu'daki güç dengelerini etkileyecek. Suudi Arabistan ve BAE gibi ABD müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın bölgesel nüfuzunun sınırlandırılmasını isterken, Avrupa ülkeleri uzun süredir nükleer anlaşmanın canlandırılması için çaba harcıyordu. Rusya ve Çin ise bu süreçte İran'ı desteklemiş, ABD'nin baskı politikasına karşı çıkmıştı.
Küresel enerji piyasaları da anlaşmaya duyarlı. İran'ın yaptırımlar altındaki petrol ihracatının serbest kalması, küresel petrol arzını artırarak fiyatları aşağı çekebilir. Bu durum, hem OPEC ülkelerinin hem de ABD'li kaya petrolü üreticilerinin çıkarlarını etkileyebilir. Öte yandan, nükleer gerilimin azalması, İsrail'in olası bir askeri müdahale planlarını da rafa kaldırabilir. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, anlaşmaya şiddetle karşı çıksa da, ABD'nin kararı karşısında diplomatik kanalları zorlayacak gibi görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran anlaşması, Türkiye için doğrudan ekonomik ve güvenlik sonuçları doğuracak bir gelişmedir. Türkiye, İran'dan doğal gaz ve petrol ithal eden bir ülke olarak, yaptırımların hafiflemesiyle enerji arzında çeşitlilik ve maliyet avantajı elde edebilir. Ayrıca, İran'la yeniden canlanan ticaret, Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki ekonomik aktiviteyi artırabilir. Güvenlik boyutunda ise, İran'ın nükleer programının sınırlandırılması, bölgesel bir nükleer silahlanma yarışını engelleyerek Türkiye'nin güvenliğine katkı sağlar. Ancak, ABD-İran yakınlaşmasının İran'ın Suriye ve Irak'taki nüfuzunu güçlendirmesi halinde, Türkiye’nin bu ülkelerdeki çıkarlarıyla çelişebileceği de göz ardı edilmemelidir.