Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın seçim kampanyası boyunca sıkça dile getirdiği, 'Amerikan imalatını altın çağına döndürme' vaadi, sektör verileri ve iş dünyası temsilcilerinin açıklamalarına göre tıkanma noktasına geldi. Yeni fabrika yatırımları, geçen yılın aynı dönemine göre belirgin bir düşüş gösterirken, sektör yöneticileri toparlanmanın son derece eşitsiz olduğunu vurguluyor. Özellikle korumacı ticaret politikaları ve vergi indirimleriyle ivme kazanması beklenen sanayi üretimi, artan maliyetler ve tedarik zinciri sorunları nedeniyle istenen seviyeye ulaşamadı. Uzmanlar, bu durumun sadece Trump'ın vaatlerini değil, aynı zamanda ABD ekonomisinin yapısal dönüşüm sürecini de olumsuz etkilediğini belirtiyor.
Gelişmenin arka planı: Fabrika yatırımlarındaki düşüş
ABD Ticaret Bakanlığı verilerine göre, imalat sektöründe yeni fabrika inşaatı ve ekipman harcamaları, 2024 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 12 oranında azaldı. Bu düşüş, 2020'deki pandemi kaynaklı sert gerilemeden sonra en büyük oranlı daralma olarak kayda geçti. Özellikle yarı iletken ve otomotiv gibi stratejik sektörlerde yatırımların yavaşlaması dikkat çekiyor. Intel ve TSMC gibi büyük oyuncular, daha önce duyurdukları dev fabrika yatırımlarını ertelemek veya ölçek küçültmek zorunda kaldıklarını açıkladı. Sektör temsilcileri, yüksek faiz oranları, belirsiz talep görünümü ve kalifiye işgücü eksikliğinin ana engeller olduğunu sıralıyor. Ulusal İmalatçılar Birliği (NAM) Baş Ekonomisti Chad Moutray, "Toparlanma kesinlikle eşitsiz. Bazı alt sektörler güçlenirken, birçok alan hala pandemi öncesi seviyenin altında seyrediyor" dedi.
Trump'ın 2017'de yürürlüğe koyduğu vergi indirimleri ve kuralsızlaştırma politikaları, başlangıçta imalat yatırımlarını canlandırsa da, ticaret savaşları ve pandemi sonrası yaşanan tedarik zinciri krizleri bu ivmeyi kırdı. Biden yönetiminin CHIPS Yasası ve Enflasyonu Düşürme Yasası gibi girişimleri, belirli sektörlerde yeni tesis yatırımlarını teşvik etse de, genel tablo hala kırılgan. Uzmanlar, ABD imalat sanayisinin karşılaştığı yapısal sorunların (işgücü maliyetleri, altyapı eksiklikleri, jeopolitik gerginlikler) kısa vadede sihirli bir formülle çözülemeyeceğini savunuyor. Trump'ın "altın çağ" vaadi, seçmen nezdinde hala karşılık bulsa da, sektör temsilcileri mevcut ekonomik gerçeklerle bu vaat arasında ciddi bir uçurum olduğunu dile getiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Rekabet baskısı ve tedarik zinciri dönüşümü
ABD imalat sanayisindeki bu yavaşlama, küresel rekabet bağlamında da önemli yansımalar doğuruyor. Çin'in imalat üretimi, devlet teşvikleri ve teknolojik sıçramalar sayesinde büyümeye devam ederken, ABD'deki duraksama Batılı ekonomilerin yeniden sanayileşme çabalarını zora sokuyor. Avrupa Birliği de benzer hedeflerle Yeşil Mutabakat ve Kritik Hammaddeler Yasası gibi araçlarla imalatta yerelleşmeyi teşvik ediyor. Ancak bu dönüşümün maliyeti ve süresi, özellikle yüksek teknoloji alanlarında, birçok ülke için zorlayıcı oluyor. Tedarik zincirlerinin Çin'den bağımsızlaştırılması (de-risking) politikaları, kısa vadede maliyet avantajlarını kaybettirirken, orta vadede bağımlılığı azaltmayı hedefliyor. ABD'de yatırımların yavaşlaması, bu politikanın etkinliğine dair soru işaretlerini artırıyor.
Öte yandan, ABD'nin Meksika ve Kanada ile olan ticari bağları, USMCA (ABD-Meksika-Kanada Anlaşması) kapsamında imalat üretiminin bir kısmının Meksika'ya kaymasına neden oldu. Bu durum, ABD içi yatırımların azalmasının bir başka nedeni olarak görülüyor. Özellikle otomotiv sektöründe montaj tesislerinin Meksika'ya taşınması, ABD'deki fabrika harcamalarını olumsuz etkiliyor. Ancak bu gelişme, Kuzey Amerika bölgesel entegrasyonu açısından olumlu bir sinyal olarak da okunabilir. Yine de, ABD işçi sendikaları ve bazı siyasetçiler için bu durum, istihdam kaybı ve yerel ekonominin zayıflaması anlamına geliyor. Dolayısıyla, Trump'ın "Amerika'yı yeniden büyük yap" söylemiyle örtüşmeyen bu gelişmeler, seçim döneminde önemli bir tartışma konusu haline gelmiş durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD imalat sanayisindeki bu yavaşlama, Türkiye için hem doğrudan hem de dolaylı etkiler barındırıyor. Doğrudan etki, Türkiye'nin ABD'ye ihraç ettiği makine, otomotiv yan sanayi ve tekstil gibi ürünlerde talep daralması riski oluşturuyor. ABD pazarında özellikle orta teknolojili ürünlerde Türk firmalarının rekabet avantajı, yurt içi üretim maliyetlerinin düşük olmasına dayanıyor. ABD'de yeni fabrika yatırımlarının durması, bu ülkede üretimin pahalı olduğunu teyit ederken, Türkiye'nin bir tedarik alternatifi olarak öne çıkmasını sağlayabilir. Ancak dolaylı etki daha kritik: ABD'nin korumacı eğilimleri ve Çin ile ticaret savaşları, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeleri de etkileyen bir belirsizlik ortamı yaratıyor. Bu ortamda, Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve Asya ile bağlarını güçlendirmesi, dış ticarette çeşitlenme sağlayarak riskleri azaltabilir. Öte yandan, ABD'de imalatın canlandırılamaması, küresel düzeyde düşük büyüme ve ticaret hacmi anlamına geldiğinden, Türkiye'nin ihracat odaklı büyüme stratejisini de sınırlayıcı bir faktör olarak değerlendirilmeli.