Eski ABD Başkanı Donald Trump, 11 Eylül saldırılarında hayatını kaybeden acil durum personelini onurlandırmak için düzenlenen bir etkinlikte yaptığı konuşmada, saldırılar sonrasındaki kendi rolünü yeniden abartarak gündemi kendine çekti. New York'ta düzenlenen törende konuşan Trump, saldırıların ardından yaptığı işleri anlatarak, olayı bir kez daha kişisel hikâyesinin parçası haline getirdi. Bu konuşma, Trump'ın yıllar içinde 11 Eylül'e dair anlattığı ve sürekli değişen anlatısının yeni bir halkası olarak yorumlandı.
11 Eylül Anlatısının Evrimi
Trump, 11 Eylül saldırılarının hemen ardından yaptığı açıklamalarda, o dönemde inşa ettiği gökdelenin saldırıdan etkilendiğini ve kendisinin de bölgede olduğunu iddia etmişti. Ancak yıllar içinde bu anlatı defalarca değişti. 2016 başkanlık kampanyası sırasında, saldırılar sonrası temizlik çalışmalarına bizzat katıldığını ve yüzlerce işçiyi organize ettiğini söyledi. Daha sonra bu iddialarını yumuşatarak, sadece "yardım ettiğini" belirtti. Son yıllarda ise saldırıların ardından aldığı kararlarla ilgili olarak, o dönemde başkan olmadığı halde sanki kritik bir rol oynamış gibi bir algı yaratmaya çalıştı. Bu son konuşmasında da benzer bir çizgi izleyerek, acil durum personelini anma törenini kendi siyasi mesajları için platform olarak kullandı.
Trump'ın 11 Eylül ile ilgili anlatısındaki tutarsızlıklar, kamuoyu önünde defalarca sorgulandı. Örneğin, 2001 yılında yaptığı bir radyo röportajında, saldırıların ardından New York'taki binasının "şimdiye kadar gördüğüm en büyük yıkım" olduğunu söylemişti. Ancak gerçekte, binası saldırılardan doğrudan zarar görmemişti. Yine 2016'da yaptığı bir mitingde, "11 Eylül'de binlerce Müslüman kutlama yaptı" gibi asılsız bir iddiayı dile getirmişti. Bu tür söylemler, Trump'ın olayları kendi çıkarına göre yeniden kurgulama eğilimini gözler önüne seriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump'ın 11 Eylül anma törenini kişisel tanıtım aracına dönüştürmesi, ABD'deki siyasi kutuplaşmanın bir yansıması olarak değerlendiriliyor. 11 Eylül saldırıları, ABD'nin "teröre karşı savaş" politikasını başlatmış ve küresel güvenlik mimarisini derinden etkilemişti. Afganistan ve Irak işgalleri, Orta Doğu'da istikrarsızlığa yol açtı ve milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Trump, başkanlığı döneminde bu savaşları sona erdirme sözü vermiş, ancak Afganistan'dan çekilme kararı tartışmalı sonuçlar doğurmuştu. Şimdi ise 11 Eylül'ü kendi siyasi hikâyesinin bir parçası haline getirerek, seçmen tabanına "güçlü lider" imajı vermeye çalışıyor. Bu durum, ABD'nin dış politikasında da yansımalarını buluyor; zira Trump, yeniden seçilmesi halinde izleyeceği politikaların sinyallerini veriyor.
Uluslararası kamuoyu, Trump'ın bu tür açıklamalarını genellikle ciddiye almakla birlikte, ABD iç siyasetinin bir parçası olarak görüyor. Ancak 11 Eylül gibi hassas bir konuda bu tür kişisel çıkarımlar, müttefikler arasında rahatsızlık yaratabilir. Özellikle NATO ülkeleri, ABD'nin terörle mücadeledeki kararlılığını sorgulayabilir. Trump'ın "America First" politikası, ittifak ilişkilerini zayıflatmıştı; benzer söylemlerin tekrarı, küresel güvenlik iş birliğini olumsuz etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın 11 Eylül anma törenindeki performansı, doğrudan Türkiye'yi hedef almasa da ABD iç siyasetinin geleceği açısından önem taşıyor. Türkiye, 11 Eylül sonrası dönemde ABD ile ilişkilerini dengelemeye çalışmış, terörle mücadelede iş birliği yapmış ancak Irak ve Suriye politikalarında farklı düşmüştü. Trump'ın olası yeniden seçilmesi, Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir dönemi başlatabilir. Trump, geçmişte Türkiye'ye yönelik sert söylemlerde bulunmuş, ekonomik yaptırımlar uygulamıştı. Ancak aynı zamanda Erdoğan ile kişisel ilişkisi sayesinde kimi konularda esneklik göstermişti. Bu tür anma törenlerini kendi lehine kullanması, ABD'nin iç istikrarı ve dış politika güvenilirliği hakkında soru işaretleri yaratıyor. Türkiye, ABD'deki siyasi dalgalanmaları yakından izlemeli ve olası bir Trump dönemine karşı hazırlıklı olmalı. Ayrıca, 11 Eylül sonrası küresel terör algısı, Türkiye'nin PKK ve FETÖ ile mücadelesinde de önemli bir referans noktası olmuştur. ABD'nin bu konudaki tutumu, Türkiye'nin güvenlik politikalarını etkileyebilir.