Japonya'nın en prestijli yükseköğretim kurumu olan Tokyo Üniversitesi, 148 yıllık tarihinde ilk kez bir kadın rektör tarafından yönetilecek. Profesör Fujigaki Yuko'nun üniversitenin 31. rektörü olarak seçilmesi, ülkede uzun süredir devam eden toplumsal cinsiyet eşitsizliği tartışmalarını alevlendirdi. Fujigaki, görevi 1 Nisan 2025'te devralacak. Ancak seçim süreci, Japonya'da kadınların liderlik pozisyonlarına erişimde karşılaştığı yapısal engelleri bir kez daha gözler önüne serdi.
Seçim Süreci ve Tartışmalar
Fujigaki Yuko, halihazırda Tokyo Üniversitesi'nde sosyoloji profesörü ve üniversitenin çeşitlilik ve kapsayıcılık direktörü olarak görev yapıyor. Seçim komitesi, Fujigaki'nin akademik vizyonu ve uluslararası deneyimiyle öne çıktığını belirtti. Ancak karar, bazı çevrelerde tepkiyle karşılandı. Eleştirmenler, sürecin şeffaf olmadığını ve Fujigaki'nin cinsiyet kotası nedeniyle seçildiğini ima eden açıklamalarda bulundu. Bu iddialar, Japonya'da kadın liderlere yönelik önyargının ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Fujigaki ise yaptığı açıklamada, "Bu atama, Japonya'da cam tavanın kırılması için bir fırsat. Ancak asıl mücadele, zihniyet değişikliğinde" dedi.
Tokyo Üniversitesi, Japonya'nın en eski ve en saygın üniversitesi. Kurum, bugüne kadar 16 Nobel ödüllü mezun vermiş ve ülkenin siyasi, iş dünyası ve akademik elitinin yetiştiği merkez olarak biliniyor. Buna rağmen, üniversitenin yönetim kadrosunda kadınların temsili oldukça düşük. Fujigaki'nin atanması, bu tabloyu değiştirme yolunda sembolik bir adım olarak görülüyor.
Japonya'da Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: Kronik Bir Sorun
Japonya, gelişmiş ekonomiler arasında toplumsal cinsiyet eşitliği sıralamalarında sürekli olarak alt sıralarda yer alıyor. Dünya Ekonomik Forumu'nun 2024 Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu'na göre Japonya, 146 ülke arasında 118. sırada. Özellikle siyasi temsil ve ekonomik katılım alanlarında büyük bir uçurum var. Kadınlar, parlamentoda yalnızca %10'luk bir temsil oranına sahip; yönetim kurullarında ise bu oran %15 civarında. Ülkenin en büyük 500 şirketinin yalnızca %2'sinin kadın CEO'su bulunuyor.
Bu eşitsizliğin kökeninde, geleneksel toplumsal roller ve iş kültürü yatıyor. Japonya'da kadınlar, evlilik ve çocuk sahibi olduktan sonra iş gücünden ayrılma veya kariyerlerini askıya alma baskısıyla karşılaşıyor. "M-shaped eğrisi" olarak bilinen bu olgu, kadınların 30'lu yaşlarda istihdam oranının keskin bir şekilde düşmesine neden oluyor. Ayrıca, uzun çalışma saatleri ve iş-yaşam dengesizliği, kadınların üst düzey pozisyonlara ilerlemesini zorlaştırıyor.
Hükümet, son yıllarda bu sorunu ele almak için çeşitli adımlar attı. 2015'te yürürlüğe giren Kadınların İş Hayatında Aktif Katılımını Teşvik Yasası, şirketlere kadın yönetici oranlarını artırma hedefi koydu. Ancak bu hedefler bağlayıcı değil ve yaptırım içermiyor. 2020'de Tokyo Olimpiyatları sırasında yaşanan cinsiyetçilik skandalları, ülkedeki zihniyetin değişmesi için daha fazla çaba gerektiğini gösterdi.
Eğitimde Cam Tavan
Tokyo Üniversitesi özelinde, kadın öğrenci oranı da oldukça düşük. Üniversitenin lisans programlarına kayıtlı öğrencilerin yalnızca %20'si kadın. Bu oran, ülkedeki diğer üniversitelere kıyasla da düşük. Uzmanlar, bunun nedenleri arasında kız çocuklarının fen ve matematik alanlarında teşvik edilmemesini ve ailelerin kız çocuklarını daha az prestijli okullara yönlendirmesini gösteriyor. Fujigaki'nin rektörlüğü, bu algının kırılmasına katkı sağlayabilir.
Ancak Fujigaki'nin atanması, tek başına bir devrim değil. Japonya'da kadınların liderlik pozisyonlarına gelmesi için hem kurumsal hem de kültürel dönüşüm gerekiyor. Fujigaki, görev süresi boyunca çeşitlilik politikalarını güçlendireceğini ve kadın akademisyenlerin kariyer gelişimini destekleyeceğini açıkladı. Ancak üniversitenin karar alma mekanizmalarındaki erkek egemen yapı, reformların önündeki en büyük engel olarak duruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Tokyo Üniversitesi'nin ilk kadın rektörünü ataması, Japonya'nın toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki isteksizliğini gözler önüne sererken, Türkiye için de karşılaştırmalı bir ders niteliği taşıyor. Türkiye'de yükseköğretimde kadın rektör oranı son yıllarda artış gösterse de, üst düzey yönetim pozisyonlarında kadın temsili hâlâ sınırlı. Japonya örneği, kurumsal kültür ve geleneksel rollerin kadın liderliğini nasıl engellediğini gösteriyor. Türkiye, kendi cam tavanını kırarken, Japonya'nın deneyiminden ders çıkarabilir. Ayrıca, iki ülke arasındaki eğitim iş birlikleri ve kadın akademisyen değişim programları, bu tür atamaların yarattığı ivmeyi güçlendirebilir.