New York'ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Merkezi'nin hemen önünde kimliği henüz resmi olarak açıklanmayan bir Tibetli adam, kendini ateşe vererek intihar etti. Olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından hastaneye kaldırılan adam, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Tibetli aktivistler, bu eylemin Çin'in Tibet'te uyguladığı politikalara karşı bir protesto olduğunu duyurdu. BM sözcüsü olayı kınarken, New York polisi soruşturma başlattı.
Gelişmenin arka planı
Tibet'in bağımsızlığı veya özerkliği için protestolar, özellikle 2008 Pekin Olimpiyatları öncesinde artış göstermişti. O tarihten bu yana yüzlerce Tibetli, Çin yönetimine karşı kendini yakma eylemi gerçekleştirdi. Çin, Tibet'te büyüme ve kalkınma sağladığını savunurken, Tibetli gruplar kültürel baskı, din özgürlüğünün kısıtlanması ve hızlı asimilasyon politikalarından şikayet ediyor. BM Genel Merkezi'nin önünde gerçekleşen bu son eylem, uluslararası kamuoyunun dikkatini yeniden Tibet sorununa çekti.
Bölgesel ve küresel boyut
Tibet konusu, ABD ve Batılı ülkeler ile Çin arasında süregelen bir gerilim kaynağı. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, insan haklarına saygı çağrıları yaparken, Çin'in iç işlerine karışılmaması gerektiğini savunuyor. Tibet sürgün hükümeti ve Dalai Lama, şiddet içermeyen protestoları destekliyor, ancak kendini yakma eylemleri bu çizgiyi aşan eylemler olarak değerlendiriliyor. Hindistan, Nepal ve Bhutan gibi komşu ülkeler, Tibetli mültecilere ev sahipliği yaparken, Çin ile olan ilişkilerinde denge politikası izliyor. Bu olay, BM'nin insan hakları mekanizmalarını yeniden harekete geçirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Doğu Türkistan (Sincan) konusunda benzer endişeler taşıdığı için Tibet'teki insan hakları ihlalleri iddialarına duyarlıdır. Türkiye, Çin ile ekonomik ilişkilerini derinleştirirken, insan hakları konularında temkinli bir diplomatik dil kullanmaktadır. Bu olay, Türk dış politikasında Doğu Türkistan'ın yanı sıra diğer Müslüman ve Türk toplulukların haklarına verilen desteğin altını çizebilir. Ancak, Çin ile ticari ve stratejik ortaklık dengeleri gözetildiğinde, Ankara'nın bu konuda resmi olarak sert bir tutum alması beklenmemektedir.