Çin’in Hong Kong özerk yönetim bölgesinde faaliyet gösteren Causeway Bay Books adlı kitabevinin kurucularından olan Lam Wing-kee, 70 yaşında Tayvan’da hayatını kaybetti. Lam, 2015 yılında Çin anakarası tarafından alıkonulan beş kitapçıdan biriydi. Kitapçı, Çin makamlarınca gözaltına alınmasının ardından yaşadıklarını kamuoyuyla paylaşmıştı. Ölüm haberi, Tayvan’da sivil toplum kuruluşları ve Hong Konglu aktivistler arasında geniş yankı uyandırdı. Lam’ın vefatı, Hong Kong’da ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Gelişmenin Arka Planı
Lam Wing-kee, 2015 yılında Hong Kong’da faaliyet gösteren Causeway Bay Books adlı kitabevinin sahipleri arasında yer alıyordu. Kitabevi, Çin anakarasındaki yolsuzluklar ve insan hakları ihlalleri gibi hassas konuları ele alan kitaplar satmasıyla biliniyordu. Ekim 2015’te Lam ve dört çalışma arkadaşı, Hong Kong’dan kayboldu. Aileleri ve arkadaşları, onların Çin anakarasına kaçırıldığını iddia etti. Çin makamları, 2016 yılında Lam’ın “yasadışı yayıncılık faaliyetleri” nedeniyle gözaltına alındığını doğruladı. Lam, serbest bırakıldıktan sonra Tayvan’a yerleşti ve 2017’de gözaltı sürecini anlatan bir kitap yayımladı. Kitapta, Çinli yetkililerin kendisine neden gözaltına alındığını söylemediğini ve aylarca sorgulandığını belirtti. Bu olay, Hong Kong’un “bir ülke, iki sistem” ilkesi kapsamında sahip olduğu özerkliğin ne kadar korunduğuna dair uluslararası endişeleri artırdı. Lam’ın ölümü, bu tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Lam Wing-kee’nin hayatını kaybetmesi, sadece bir kişisel trajedi değil, aynı zamanda bölgesel jeopolitik dengeleri de etkileyen bir olay. Hong Kong’un 1997’de İngiltere’den Çin’e devrinin ardından “bir ülke, iki sistem” ilkesi, özerk yargı ve ifade özgürlüğünü korumayı amaçlıyordu. Ancak son yıllarda Pekin yönetiminin Hong Kong üzerindeki kontrolü artırması, özellikle 2020’de uygulanan ulusal güvenlik yasasıyla birlikte, özerklik anlayışını zayıflattı. Lam’ın davası, Çin’in Hong Kong’da ve Tayvan’da muhalif sesleri susturmak için sınır ötesi operasyonlar yapabileceğine dair bir örnek olarak görülüyor. Tayvan, Lam’ın sığındığı yer olarak olaya doğrudan dahil oldu. Çin, Tayvan’ı kendi toprağının bir parçası olarak gördüğü için, bu tür olaylar iki taraf arasındaki gerilimi artırabilir. Küresel olarak, Batılı ülkeler ve insan hakları örgütleri, Çin’in bu uygulamalarını eleştiriyor. Lam’ın ölümü, bu eleştirileri daha da güçlendirebilir. Aynı zamanda, Çin’in yumuşak güç hedefleri ve uluslararası imajı üzerinde olumsuz bir etki yaratması muhtemel.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmese de, küresel anlamda Çin’in otoriterleşme eğilimlerine dair bir işaret olarak değerlendirilebilir. Türkiye, Çin ile ekonomik ilişkilerini güçlendirmeye çalışırken, aynı zamanda Avrupa Birliği ve ABD ile ortak değerler temelinde bağlarını koruma çabasında. Lam’ın ölümü, Çin’in insan hakları uygulamaları hakkındaki endişeleri artırabilir. Bu durum, Türkiye’nin Çin ile ilişkilerinde bir hassasiyet yaratabilir. Ankara, Pekin ile ekonomik işbirliğini sürdürse de, kamuoyunda insan hakları konusunda bir tepki oluşursa, bu dış politika dengesini etkileyebilir. Bölgesel olarak, Tayvan’daki gelişmeler Türkiye’nin doğrudan bir aktör olmadığı bir alan; ancak uluslararası sistemin çok kutuplu yapısı, tüm devletleri birbirine bağımlı kılıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin, Çin’in bu tür uygulamalarını izlemesi ve kendi dış politika öncelikleri doğrultusunda pozisyon alması önem taşıyor.