1989 yılında Pekin'deki Tiananmen Meydanı'nda gerçekleştirilen ve yüzlerce protestocunun ölümüyle sonuçlanan kanlı müdahalenin 35. yıldönümünde, dönemin öğrenci liderlerinden Wu'er Kaixi, Alman DW'ye verdiği röportajda Çin yönetimini sert bir dille eleştirdi. Kaixi, 1989'daki protestolarda ön saflarda yer alan ve katliamın ardından ülkesini terk etmek zorunda kalan isimlerden biri. Yaklaşık dört on yıldır sürgünde yaşayan Kaixi, röportajda Tiananmen'de yaşananları 'bir neslin hayallerinin katledildiği an' olarak nitelendirdi ve Çin Komünist Partisi'nin bu olayı hala gizli tutmasını eleştirdi.
Katliamın arka planı ve sürgün yılları
Nisan-Haziran 1989 arasında Pekin'deki Tiananmen Meydanı'nda başlayan öğrenci protestoları, kısa sürede ülke çapına yayılmış ve ekonomik reformlar, siyasi özgürlükler gibi taleplerle büyümüştü. Wu'er Kaixi, o dönemde Pekin Üniversitesi öğrencisiydi ve protestoların en önde gelen konuşmacılarından biri haline gelmişti. Hükümetin 3-4 Haziran gecesi askerî müdahale kararı almasının ardından binlerce kişi hayatını kaybetti. Kaixi, olayların hemen sonrasında Fransa'ya kaçarak sürgün hayatına başladı. Bugün hâlâ Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan Kaixi, Tiananmen'in 'Çin'in karanlık yüzü' olduğunu belirtirken, Çin yönetiminin bu olayı unutturmak için sistematik bir çaba içinde olduğunu iddia etti. Kaixi'nin ailesi de bu süreçte büyük bedeller ödedi; babası ve kardeşi uzun süreli gözaltına alındı, kendisi ise bir daha Çin'e dönemedi.
Kaixi'nin anlattığına göre, sürgündeki yıllar boyunca Tiananmen davası uluslararası kamuoyunda gündemde kalmaya çalıştı ancak Çin'in artan ekonomik ve siyasi gücü, eleştirilerin etkisini sınırlandırdı. Özellikle 2000'li yıllardan itibaren Çin, 'olayı unutturma' stratejisi kapsamında tarih anlatısını yeniden şekillendirdi ve protestocuları 'karşı-devrimci' olarak tanımlayan resmî bir söylem benimsedi. Kaixi, bu nedenle Tiananmen'in anılmasının bile risk taşıdığını vurguluyor.
Küresel boyut ve Çin'in tepkisi
Tiananmen katliamının 35. yılı, Çin'in uluslararası alanda giderek daha güçlü bir aktör haline geldiği bir döneme denk geliyor. Ülke, 1989'dan bu yana ekonomik büyüme ve teknolojik ilerleme kaydederken, insan hakları konusundaki eleştiriler de artarak devam ediyor. Batılı hükümetler ve insan hakları örgütleri her yıl düzenli olarak Tiananmen'i anma etkinlikleri düzenlerken, Çin yönetimi bu tür girişimleri 'iç işlerine müdahale' olarak nitelendiriyor. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, yıldönümü öncesinde yaptığı açıklamada 'geçmişte yaşananların yeniden gündeme getirilmesinin mevcut ilişkilere zarar vereceğini' söyledi. Öte yandan, Wu'er Kaixi'nin DW'ye verdiği bu röportaj, Tiananmen'in uluslararası medyada yeniden işlenmesi açısından dikkat çekiyor. Kaixi, 'Şimdi sessiz kalma zamanı değil. Çin halkı hâlâ özgürlük için savaşıyor' diyerek, uluslararası toplumu her yıl bu olayı hatırlamaya çağırdı. Ancak Batılı uzmanlar, Çin ile ticari ilişkileri güçlü olan ülkelerin bu konuda daha temkinli davrandığına işaret ediyor. Özellikle Avrupa Birliği, Çin'e karşı insan hakları temelli bir politika izlemeye çalışırken, ekonomik çıkarların bu tutumu dengeleyici etkisi olduğu belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Tiananmen katliamı, Türkiye'nin doğrudan tarafı olmadığı bir tarihî olay olsa da, Çin ile olan ikili ilişkilerinde zaman zaman gündeme gelebilecek bir konu. Türkiye, özellikle Doğu Türkistan (Sincan) politikası nedeniyle Çin ile hassas bir denge kurmaya çalışırken, insan hakları söylemi bu ilişkide belirleyici faktörlerden biri. Beijing yönetiminin Tiananmen'e yönelik tutumu, Türkiye'nin Çin'e yönelik eleştirilerinde kullanabileceği bir argüman olmakla birlikte, ekonomik iş birliğinin ağır basması muhtemel. Ayrıca, Türkiye'nin İpek Yolu projesi kapsamında Çin ile artan ticari bağları, bu tür insan hakları gündemlerinin geri plana itilmesine neden olabilir. Küresel bağlamda ise, Tiananmen gibi olaylar, otoriter yönetimlerin uluslararası kamuoyunda hesap verme sürecini tartışmaya açıyor.