11 Eylül saldırılarından çeyrek yüzyıl önce, küresel terör dalgası tarihçi David Fromkin'i bu olgunun amacını ve yöntemini incelemeye yöneltmişti. Fromkin, dönemin önde gelen yayın organlarından birinde kaleme aldığı makalesinde, terörizmin “zayıfların stratejisi” olduğunu ancak modern teknolojinin teröre “siyasi arenaya yeni bir ölçekte girme” imkânı tanıdığını savunuyordu. Bu değerlendirme, 1970'lerin ortasında yaşanan uluslararası terör dalgasının ardından yapılmış ve bugün hâlâ geçerliliğini koruyan önemli tespitler içeriyor.
Tarihsel Bağlam ve Fromkin'in Analizi
Soğuk Savaş'ın ortasında, 1970'lerde Filistinli militan grupların uçak kaçırma eylemleri, Avrupa'da Kızıl Tugaylar ve Alman Kızıl Ordu Fraksiyonu gibi sol örgütlerin saldırıları, dünyayı yeni bir şiddet biçimiyle tanıştırdı. Bu dönemde terör eylemleri, devletlerin askeri gücüne karşı koyamayan grupların uluslararası dikkat çekme ve taleplerini dayatma aracı haline gelmişti. Fromkin, bu eylemlerin aslında bir “strateji” olduğunu; amaçlarının doğrudan askeri zafer değil, psikolojik etki yaratarak hedef toplumlarda korku ve istikrarsızlık oluşturmak olduğunu ileri sürüyordu.
Fromkin'e göre teröristler, sınırlı kaynaklarına rağmen medya ve iletişim teknolojilerini kullanarak küçük bir eylemle büyük yankı uyandırabilir hale gelmişti. Dönemin teknolojik gelişmeleri, özellikle televizyonun yaygınlaşması ve uluslararası seyahatin kolaylaşması, terör eylemlerini anında küresel bir izleyici kitlesine ulaştırmıştı. Bu durum, terörün siyasi bir aktör olarak etkinliğini artırmış ve demokratik toplumların kırılganlıklarını açığa çıkarmıştı.
Günümüze Yansımalar
Günümüzde Fromkin'in analizlerinin ne kadar öngörülü olduğu açıktır. 11 Eylül sonrası El Kaide ve daha sonra DEAŞ gibi örgütler, internet ve sosyal medyayı terör propagandası ve küresel ağ kurma amacıyla kullanarak “yeni ölçek” kavramını çok daha ileri taşıdılar. Radikalleşme çevrimiçi ortamlarda hızla yayılırken, “yalnız kurt” saldırıları bağımsız aktörlerin bile küresel etki yaratabileceğini gösterdi.
Terörün amaçları ve yöntemleri evrim geçirmiş olsa da özünde Fromkin'in tarif ettiği “zayıfların stratejisi” olgusu devam etmektedir. Bugün devlet dışı aktörler, hibrit savaş taktikleri ve siber saldırılarla geleneksel güç dengelerini değiştirmeye çalışıyor. Ancak Fromkin'in vurguladığı gibi terörizm, ne kadar teknoloji kullanırsa kullansın, hedefine ulaşmak için daima toplumsal korkuyu ve siyasi istikrarsızlığı tetiklemeyi hedefler.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, yıllardır terörle mücadelede ön saflarda yer alan bir ülke olarak Fromkin'in analizlerinden çıkarımlar yapabilir. PKK ve DEAŞ gibi örgütlerle mücadelede sadece askeri önlemlerin yeterli olmadığı görülmüş; radikalleşmeyi önleme, sınır güvenliği ve uluslararası iş birliği gibi çok boyutlu stratejilere ihtiyaç duyulmuştur. Terörün küresel ölçekte yaydığı tehdit, Türkiye'nin Avrupa Birliği ve NATO ile yürüttüğü iş birliklerinde de belirleyici olmuştur. Ayrıca, terörün finansmanının önlenmesi ve istihbarat paylaşımının artırılması, Türkiye'nin bu küresel sorunla başa çıkma kapasitesini güçlendirmektedir.