ABD'nin Ortadoğu'daki geleneksel müttefiklik ilişkileri ve askeri varlığına dayanan düzen, İran'ın bölgede artan nüfuzu ve Çin ile Rusya'nın angajmanları karşısında tarihe karışıyor. Bu durum, 1979 devriminden bu yana yaptırımlar altında yaşayan İran için bir zafer anlamına gelirken, bölgesel güç dengesini kökten değiştiriyor.
Eski Düzenin Çöküşü
Soğuk Savaş'ın ardından ABD, Ortadoğu'da tek süper güç olarak hareket ediyordu. 1991'deki Körfez Savaşı'ndan 2003 Irak işgaline kadar Washington, bölgenin jeopolitik haritasını çiziyordu. ABD'nin Irak işgali, İran'a stratejik bir hediye oldu; Saddam Hüseyin'in devrilmesi, Tahran'ın nüfuz alanını Bağdat'a kadar genişletmesine olanak tanıdı.
Son yirmi yılda İran, Lübnan'dan Yemen'e kadar 'direniş ekseni' olarak adlandırılan bir dizi vekil güç inşa etti. Bu ağ, ABD'nin geleneksel müttefiklerini – İsrail, Suudi Arabistan, BAE – çevreleyerek caydırıcılık sağladı. Bugün İran, nükleer anlaşmadan çekilen Trump yönetiminin 'maksimum baskı' kampanyasına rağmen, sahadaki kazanımlarını koruyor.
Küresel Güç Dengeleri ve İran'ın Konumu
ABD'nin Çin'e odaklanması ve enerji bağımsızlığına kavuşması, Washington'un Ortadoğu'ya olan ilgisini azalttı. Trump yönetiminin İbrahim Anlaşmaları ile İsrail ile Arap ülkelerini yakınlaştırma çabaları, İran'ı izole etmeye yönelikti; ancak bu girişim, Gazze'deki savaş sonrasında ciddi bir darbe aldı. Bölge ülkeleri artık ABD'nin güvenlik şemsiyesine tam anlamıyla güvenemeyeceklerini gördü.
Çin'in devasa ticaret ve altyatırım projeleri, Rusya'nın ise Suriye ve Ukrayna'da Batı'ya karşı duruşu, İran'a uluslararası alanda manevra alanı kazandırdı. İran, Çin ve Rusya ile imzaladığı stratejik işbirliği anlaşmalarını Batı yaptırımlarına karşı bir kalkan olarak kullanıyor. Ne var ki bu durum, bölgede su kaynakları, sınır anlaşmazlıkları ve mezhepsel gerilimler gibi kronik sorunları çözmüyor; aksine yeni bir rekabet alanı yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Ortadoğu'dan çekilmesi, Türkiye için hem fırsat hem de riskler barındırıyor. Ankara, bu boşlukta kendi güvenlik çıkarlarını korumak ve bölgesel aktörlerle yeni denklemler kurmak zorunda. İran'ın nüfuzunun artması, özellikle Suriye ve Irak'ta Türkiye'nin operasyonel alanını daraltabilir. Ancak Türkiye, Katar ve Libya'da olduğu gibi aktif bir diplomasi ile bölgesel bir denge unsuru olabilir. Bu gelişme, Türk dış politikasının çok boyutlu yapısını ve Yeni Dünya Düzeni arayışında orta güç olma hedefini öne çıkarıyor. Türkiye, hem Batı hem de Doğu ile ilişkilerini sürdürerek bu geçiş sürecini avantaja çevirebilir.