Küresel güvenlik göstergeleri ilk bakışta nadir bir istatistiki rahatlama sunuyor. Son raporlara göre, 2025 yılında dünya genelinde terör olayları kayda değer bir düşüş gösterdi; 2.944 kayıtlı saldırıda can kaybı 5.582’ye geriledi. Bu, bir önceki yıla göre yüzde 28’lik bir azalmayı ifade ediyor. Ancak bu genel tablo, dünyanın farklı bölgeleri arasında derinleşen bir güvenlik uçurumunu gizliyor. Özellikle Sahra Altı Afrika ve Güney Asya, terörün en yoğun olarak hissedildiği bölgeler olarak öne çıkarken, Avrupa ve Kuzey Amerika’da saldırı sayıları tarihi düşük seviyelere indi. Eski Hindistanlı diplomat ve yazar Shashi Tharoor, bu eşitsiz güvenlik dağılımının küresel barış için yeni bir tehdit oluşturduğunu vurguluyor.
Terörün Yeni Coğrafyası: Afrika ve Asya’da Yoğunlaşma
2025 verileri, terör saldırılarının büyük ölçüde belirli bölgelere sıkıştığını gösteriyor. Sahra Altı Afrika, küresel terör kaynaklı ölümlerin yüzde 60’ından fazlasına sahne oldu. Burkina Faso, Mali ve Somali gibi ülkeler, El Kaide ve IŞİD bağlantılı grupların yanı sıra yerel milislerin şiddet eylemleriyle karşı karşıya. Güney Asya’da ise Afganistan ve Pakistan, terör faaliyetlerinin merkez üssü konumunda. Afganistan’da Taliban yönetiminin ülkeyi istikrara kavuşturamaması, IŞİD’in Horasan kolu (IŞİD-K) gibi grupların güçlenmesine yol açtı. Pakistan’da ise uzun süredir devam eden etnik ve mezhepsel çatışmalar terörü besliyor.
Tharoor’a göre, bu dengesiz dağılımın altında yatan nedenler arasında zayıf devlet yapıları, yoksulluk, iklim değişikliğinin tetiklediği kaynak kıtlığı ve bölgesel güç mücadeleleri yer alıyor. Batılı ülkeler savunma harcamalarını terörle mücadeleden diğer önceliklere kaydırırken, kırılgan devletler kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalıyor. Bu durum, küresel güvenlik mimarisinde ciddi bir boşluk yaratıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Güvenlik Çıkmazı
Terör tehdidinin bölgesel yoğunlaşması, sadece o bölgeleri değil, tüm dünyayı etkileyen sonuçlar doğuruyor. Göç dalgaları, radikal ideolojilerin yayılması ve uluslararası suç ağları, terörün küresel etkileri arasında. Afrika’dan Avrupa’ya uzanan düzensiz göç rotaları, bu kitlesel hareketin bir yansıması. Ayrıca, Ortadoğu ve Asya’daki istikrarsızlık, enerji güvenliğini ve tedarik zincirlerini tehdit ediyor. Tharoor, uluslararası toplumun bu adaletsiz güvenlik dağılımına karşı ortak bir strateji geliştiremediğini belirtiyor. Birleşmiş Milletler ve bölgesel örgütler, kaynak yetersizliği ve siyasi çıkar çatışmaları nedeniyle etkili olamıyor. Küresel terörle mücadele çabaları, daha çok zengin ülkelerin kendi sınırlarını korumaya odaklanmasıyla dar bir perspektife hapsoluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla terörün en yoğun olduğu bölgelerin kesişim noktasında yer alıyor. Hem Güney Asya hem de Afrika’daki gelişmeler, Türkiye’nin güvenlik stratejilerini doğrudan etkiliyor. Türkiye, uzun yıllardır PKK ve IŞİD gibi terör örgütleriyle mücadele ederken, Yemen ve Libya gibi kriz bölgelerinde de aktif bir dış politika izliyor. Afrika’da artan terör faaliyetleri, Türkiye’nin bu kıtadaki ekonomik ve diplomatik yatırımlarını tehdit ediyor. Ayrıca, Afganistan ve Pakistan’daki istikrarsızlık, Türkiye’yi hedef alan terör tehditlerini besleyebilir. Türkiye’nin bu dengesiz güvenlik ortamında, hem sınır güvenliğini sağlamak hem de bölgesel istikrara katkı sunmak için daha kapsamlı bir dış politika izlemesi gerekiyor. Küresel terörle mücadelenin eşitsiz yapısı, Türkiye’nin uluslararası iş birliği arayışlarını daha da önemli kılıyor.