Batı Şeria'nın Ramallah kenti yakınlarındaki Hristiyan köyü Taybeh, İsrail yerleşimcilerinin artan saldırılarına karşı ABD mahkemelerinde dava açma hazırlığı yapıyor. Köy yetkilileri, Filistin topraklarındaki yerleşimci şiddetine karşı uluslararası hukuk yoluyla hesap sorma girişiminin bir parçası olarak, Amerikan yasaları kapsamında tazminat davası açmayı planlıyor. Taybeh, Batı Şeria'da Hristiyan nüfusun çoğunlukta olduğu nadir köylerden biri olarak biliniyor ve son dönemde İsrail yerleşimcilerin hedefi haline gelmiş durumda.
Saldırıların arka planı ve köyün durumu
Taybeh köyü, Ramallah'ın yaklaşık 12 kilometre kuzeydoğusunda yer alıyor ve yaklaşık 2.000 nüfuslu bir Hristiyan topluluğa ev sahipliği yapıyor. Köy, bölgedeki en eski Hristiyan yerleşimlerinden biri olarak kabul ediliyor ve ünlü Taybeh Birası ile tanınıyor. Son yıllarda İsrail yerleşimcilerinin köye yönelik saldırıları arttı; bu saldırılar arasında mülk hasarı, arazi gaspı girişimleri ve fiziksel saldırılar yer alıyor. Köy sakinleri, İsrail güvenlik güçlerinin bu saldırıları engellemekte yetersiz kaldığını ve hatta bazı durumlarda yerleşimcilere destek verdiğini iddia ediyor.
İsrail yerleşimci şiddeti, özellikle 2022'den bu yana Batı Şeria genelinde ciddi bir artış gösterdi. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2023 yılında yerleşimci saldırılarında rekor sayıda Filistinli hayatını kaybetti. Taybeh gibi Hristiyan köyleri de bu şiddetten nasibini aldı. Köy muhtarı ve yerel yetkililer, durumun her geçen gün daha da kötüleştiğini ve uluslararası toplumun sessiz kaldığını belirtiyor.
Köyün ABD'de dava açma kararı, Filistinli grupların ve insan hakları örgütlerinin son yıllarda İsrail yerleşimcilerine karşı Amerikan mahkemelerinde açtığı davalardan cesaret almasıyla açıklanıyor. Bu tür davalar, genellikle Amerikan vatandaşlarının veya ABD'de mal varlığı bulunan kişilerin yerleşimci saldırılarına karışması durumunda açılabiliyor. Taybeh köyünün avukatları, bazı yerleşimcilerin ABD ile bağlantılı olduğunu ve Amerikan yasalarının yargı yetkisi kapsamına girdiğini öne sürüyor.
Uluslararası hukuk ve bölgesel boyut
Taybeh'in girişimi, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerine karşı uluslararası hukuk zemininde verilen mücadelenin bir parçası. Uluslararası Adalet Divanı (ICJ) 2004 yılında aldığı danışma görüşünde, İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşimlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu tespit etmişti. 2023 yılında BM Genel Kurulu, İsrail'in işgali derhal sonlandırması gerektiğine dair bir karar kabul etti. Ancak bu kararların pratikte uygulanması sınırlı kaldı.
İsrail hükümeti, yerleşimci şiddetini genellikle "aşırılık yanlısı bireylerin eylemleri" olarak nitelendiriyor ve devlet politikası olmadığını savunuyor. Ancak insan hakları örgütleri, İsrail güvenlik güçlerinin bu saldırıları önlemek için yeterli çabayı göstermediğini ve bazı durumlarda yerleşimcilere koruma sağladığını belgeliyor. ABD yönetimi, son yıllarda bazı yerleşimcilere vize yasağı getirmiş olsa da, kapsamlı bir yaptırım mekanizması oluşturulmadı.
Taybeh'in ABD'de dava açma stratejisi, İsrail-Filistin çatışmasında yeni bir hukuki cephe açabilir. Filistin yönetimi ve çeşitli sivil toplum kuruluşları, uluslararası mahkemelerde İsrail'e karşı açılan davaları destekliyor. Bu davalar, yerleşimci şiddetinin uluslararası hukuk nezdinde hesap verebilirliğini artırmayı amaçlıyor. Ancak ABD mahkemelerinde açılacak davaların ne kadar başarılı olacağı belirsiz; zira Amerikan yasaları yabancı devletlerin ve aktörlerin eylemlerine karşı yargı yetkisi konusunda karmaşık düzenlemelere sahip.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Taybeh'in ABD'de dava açma girişimi, Türkiye'nin Filistin politikası ve uluslararası hukuk vurgusu açısından dikkatle izlenmeli. Türkiye, İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerini ve yerleşimci şiddetini uzun süredir kınıyor ve iki devletli çözümü savunuyor. Bu dava, Türkiye'nin uluslararası platformlarda dile getirdiği İsrail'in hesap verebilirliği talebine somut bir örnek oluşturabilir. Ayrıca, Türkiye'nin bölgedeki Hristiyan toplulukların korunmasına yönelik diplomatik çabalarına da dolaylı destek sağlayabilir. ABD mahkemelerinde açılacak bir dava, İsrail'in uluslararası hukuk ihlallerinin belgelenmesi ve kamuoyu önünde tartışılması bakımından Türkiye'nin pozisyonunu güçlendirebilir. Ancak davanın sonucu belirsiz; bu tür hukuki girişimlerin İsrail üzerinde caydırıcılık yaratıp yaratmayacağı zamanla görülecek.