COP31 Başkanlığı, dünya genelinde her yıl 500 milyar doları aşan tarım sübvansiyonlarının, iklim değişikliğiyle mücadele ve sıfır atık hedeflerine ulaşırken kırsal toplulukları koruyacak şekilde yeniden yapılandırılabileceğini açıkladı. Öneri, tarımsal desteklerin çevresel sürdürülebilirlik ve adil geçiş mekanizmalarına yönlendirilmesini öngörüyor. Bu hamle, 2026 COP31 zirvesine ev sahipliği yapacak ülkenin öncelikleri arasında yer alırken, küresel gıda sisteminin karbon ayak izini azaltmayı ve çiftçilerin geçim kaynaklarını korumayı hedefliyor.
Gelişmenin arka planı: Sübvansiyonların çevresel ve sosyal maliyeti
Dünya Bankası ve OECD verilerine göre, mevcut tarım sübvansiyonlarının yaklaşık 470 milyar doları çevreye ve insan sağlığına zararlı uygulamaları teşvik ediyor. Kimyasal gübre, pestisit ve aşırı sulamaya dayalı tarımı destekleyen bu fonlar, sera gazı emisyonlarının yüzde 10'undan sorumlu tarım sektörünün dönüşümünü engelliyor. COP31 Başkanlığı'nın yayımladığı teknik raporda, sübvansiyonların yeniden tahsisinin sadece iklim hedeflerine katkı sağlamakla kalmayacağı, aynı zamanda kırsal yoksulluğu azaltacağı ve biyoçeşitlilik kaybını durduracağı belirtiliyor.
Özellikle gelişmekte olan ülkelerde milyonlarca küçük çiftçi, mevcut sübvansiyon sistemine bağımlı durumda. Raporda, bu desteklerin iklim dostu tarım uygulamalarına, yenilenebilir enerjiye ve adil tedarik zincirlerine yönlendirilmesinin, kırsal kalkınma ile çevresel sürdürülebilirliği birleştireceği vurgulanıyor. Ayrıca, sıfır atık hedefine ulaşmak için gıda israfının azaltılması ve döngüsel tarım modellerine geçiş için özel bir fon oluşturulması öneriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Avrupa'dan Asya'ya farklı yaklaşımlar
Avrupa Birliği, Ortak Tarım Politikası (CAP) kapsamında 2023-2027 dönemi için 387 milyar avroluk bütçenin yüzde 40'ını çevre dostu uygulamalara ayırarak bu dönüşümün öncüsü konumunda. Ancak reformlar, özellikle Doğu Avrupa ülkelerinde çiftçi protestolarına yol açtı. Benzer şekilde Hindistan ve Endonezya gibi ülkelerde pirinç ve palm yağı sübvansiyonlarının iklim hedefleriyle çelişmesi, küresel anlaşmazlıklara neden oluyor.
Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) verilerine göre, tarım sübvansiyonlarının yüzde 70'i gelişmiş ülkeler tarafından sağlanıyor ve bu durum gelişmekte olan ülkelerin rekabet gücünü zayıflatıyor. COP31 Başkanlığı'nın önerisi, DTÖ müzakerelerinde adil ticaret kurallarının oluşturulmasını, sübvansiyonların iklim kriterlerine bağlanmasını ve teknoloji transferi mekanizmalarının güçlendirilmesini içeriyor. Uzmanlar, bu yaklaşımın Paris Anlaşması'nın 2. maddesindeki “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar” ilkesiyle uyumlu olduğunu, ancak uygulamanın siyasi iradeye bağlı olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Tarımsal sübvansiyonlar, Türkiye'nin kırsal kalkınma ve gıda güvenliği politikalarında stratejik bir araç. Ancak mevcut desteklerin önemli bir kısmı su yoğun ürünler ve kimyasal girdi kullanımını teşvik ediyor. COP31 Başkanlığı'nın önerisi, Türkiye'nin 2023 Ulusal Katkı Beyanı'nda yer alan tarım kaynaklı emisyonları 2030'a kadar yüzde 30 azaltma hedefiyle örtüşüyor. Türkiye'nin, AB Yeşil Mutabakatı'na uyum sürecinde sübvansiyonlarını çevresel kriterlerle yeniden yapılandırması, hem ihracat rekabetçiliğini koruması hem de kırsal dönüşümü adil bir şekilde yönetmesi açısından kritik. Aksi halde, karbon vergisi uygulamaları ve tedarik zinciri düzenlemeleri karşısında Türk çiftçisi ve gıda sektörü olumsuz etkilenebilir.