İngiltere, iklim değişikliğiyle mücadelede karbon azaltımına odaklanırken, uyum politikalarını ihmal ediyor. Bu yaz yaşanan rekor sıcaklık dalgası, ülkenin altyapısının ve ekonomisinin iklim risklerine karşı ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Uzmanlar, Hazine'nin uzun vadeli uyum yatırımlarını ertelediğini ve bunun maliyetinin giderek arttığını belirtiyor. İngiltere Merkez Bankası, iklim değişikliğinin finansal istikrar için büyük bir tehdit oluşturduğu konusunda uyarıyor.
Uyum Politikalarının İhmal Edilmesi
İklim değişikliğine uyum, yani mevcut ve beklenen iklim etkilerine hazırlık, uzun yıllar boyunca ulusal politikaların ikinci planında kaldı. Hükümet, karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik iddialı hedefler belirlerken, sel koruması, kuraklık yönetimi ve aşırı sıcaklıklara karşı altyapının güçlendirilmesi gibi uyum önlemleri yetersiz kaldı. İklim Değişikliği Komitesi (CCC) raporları, İngiltere'nin uyum konusunda 'önemli bir açık' bulunduğunu vurguluyor. 2022 yılında 40°C'yi aşan sıcaklıklar, demiryollarının eğrilmesine, elektrik şebekelerinin arızalanmasına ve sağlık sisteminde aşırı yüklenmeye neden oldu. Bu olaylar, uyum eksikliğinin somut sonuçlarını gözler önüne serdi.
Hazine'nin uyum yatırımlarını finansal disiplin gerekçesiyle ertelemesi, uzun vadede daha büyük maliyetlere yol açıyor. Örneğin, sel riskine karşı yapılmayan yatırımlar, sel felaketleri sonrası sigorta primlerinin artmasına ve devletin acil yardım harcamalarının büyümesine neden oluyor. Birleşik Krallık Çevre Ajansı, 2050 yılına kadar uyum yatırımlarının yıllık 1 milyar sterlin artırılmaması halinde, iklim kaynaklı hasarların yılda 12 milyar sterline ulaşabileceğini tahmin ediyor. Ekonomistler, uyum harcamalarının aslında bir yatırım olduğunu ve gelecekteki kayıpları önleyerek kamu maliyesine katkı sağladığını savunuyor.
Küresel Boyut ve Ekonomik Etkiler
İngiltere'nin uyum politikalarındaki zafiyet, sadece ulusal bir sorun değil. Küresel tedarik zincirlerinin kesintiye uğraması, finansal piyasalarda istikrarsızlık ve uluslararası iklim müzakerelerinde güven kaybı gibi sonuçlar doğuruyor. İngiltere, 2021'de COP26'ya ev sahipliği yaparak iklim liderliği üstlenmişti; ancak uyum konusundaki bu ihmal, söylem ile eylem arasındaki tutarsızlığı ortaya koyuyor. Gelişmekte olan ülkeler, iklim finansmanı taleplerinde İngiltere'nin kendi uyum yatırımlarını bile ihmal ettiğini vurgulayarak eleştirilerini artırabilir. Ayrıca, aşırı hava olaylarının sıklaşması, Londra'nın bir finans merkezi olarak cazibesini azaltabilir; çünkü yatırımcılar iklim riskine karşı daha duyarlı hale geliyor.
Avrupa genelinde de benzer bir eğilim gözleniyor. Akdeniz ülkeleri sıcak dalgaları ve kuraklıkla mücadele ederken, Kuzey Avrupa sellerle boğuşuyor. AB'nin Uyum Stratejisi, üye ülkelere yol gösterici olsa da, uygulama hızı yetersiz. İngiltere'nin AB'den ayrılması, uyum konusunda ortak politika geliştirmeyi zorlaştırdı. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre, ülkeler iklim uyumuna GSYİH'lerinin yalnızca %0.1'ini ayırıyor; oysa ihtiyaç duyulan miktar en az %1. İngiltere'nin bu konuda bir an önce harekete geçmesi, hem ulusal refahı hem de uluslararası güvenilirliği açısından kritik.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'nin iklim uyumu konusundaki ihmali, Türkiye için de önemli dersler barındırıyor. Türkiye, Akdeniz havzasında iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor; sıcak dalgaları, kuraklık ve orman yangınları gibi riskler giderek artıyor. Türkiye'nin uyum politikaları, afet yönetimi ve su kaynakları yönetimi gibi alanlarda daha proaktif olması gerekiyor. İngiltere örneği, uyum yatırımlarının ertelenmesinin uzun vadede ekonomik maliyeti katladığını gösteriyor. Ayrıca, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde iklim uyumu konusu giderek önem kazanıyor; AB Yeşil Mutabakatı'na uyum, ticaret ve yatırım için bir ön koşul haline geliyor. Dolayısıyla Türkiye, hem kendi kırılganlıklarını azaltmak hem de uluslararası rekabet gücünü korumak için iklim uyumuna ağırlık vermelidir.