Tanzanya yönetimi, beş yıl önce başlattığı Masai yerlilerinin Ngorongoro Koruma Alanı'ndan zorla çıkarılması sürecini hızlandırıyor. Küresel insan hakları örgütlerinin ve Birleşmiş Milletler'in sert tepkilerine rağmen, bu ay iki ayrı başkanlık komisyonu tahliyelerin devam etmesi yönünde rapor verdi. Komisyonlar, gerekçe olarak bölgenin ekolojik dengesinin korunması ve vahşi yaşamın sürdürülebilirliğini gösteriyor. Ancak Maasai toplulukları, binlerce yıldır bu topraklarda yaşadıklarını ve tahliyelerin soykırıma varan bir etnik temizlik olduğunu savunuyor.
Tahliyelerin Arka Planı: Ngorongoro'da Kimlik ve Doğa Çatışması
Ngorongoro Koruma Alanı, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan ve eşsiz biyolojik çeşitliliğiyle bilinen bir bölge. Tanzanya hükümeti, 1959 yılında İngiliz sömürge yönetimi tarafından kurulan alanın, 2020'lerde artan turizm baskısı ve iklim değişikliği nedeniyle daha sıkı korunması gerektiğini öne sürüyor. Yetkililere göre, Maasai çobanlarının büyükbaş hayvan sürüleri, otlakları tüketiyor ve vahşi hayvanların göç yollarını kesiyor. Bu nedenle, 2022'de başlatılan gönüllü yerleşim programı kapsamında 40 bin Maasai'nin bölgeden çıkarılması planlanmıştı. Ancak Maasai temsilcileri, hükümetin asıl amacının lüks turizm tesislerine yer açmak olduğunu iddia ediyor. Uluslararası Af Örgütü, tahliyelerin zorla ve şiddet içerdiğini, çocukların ve yaşlıların açıkta bırakıldığını belgeledi.
Son olarak bu ay, Tanzanya Cumhurbaşkanı Samia Suluhu Hassan tarafından atanan iki ayrı komisyon, tahliyelerin sürmesi gerektiğini belirtti. Raporlarda, Maasai'nin kendilerine ayrılan alternatif bölgelere taşınması halinde keçi ve koyun yetiştiriciliği yapabileceği, ancak büyükbaş hayvan sayısının sınırlandırılması gerektiği ifade ediliyor. Maasai ise bu öneriyi kültürel soykırım olarak nitelendiriyor; çünkü onlar için inekler sadece bir geçim kaynağı değil, aynı zamanda statü ve dini ritüellerin merkezinde yer alıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Afrika'da Yerli Hakları ve İklim Krizi
Ngorongoro vakası, Afrika genelinde yerlilerin toprak hakları ile doğa koruma politikaları arasındaki gerilimin sembolü haline geldi. Kenya, Etiyopya ve Botsvana'da da benzer çatışmalar yaşanıyor. Modern koruma anlayışı, biyoçeşitliliği insan etkisinden arındırılmış alanlarla sınırlamayı öngörürken, yerli topluluklar binlerce yıldır bu ekosistemlerle iç içe yaşamış durumda. Bilim insanları, Maasai gibi toplulukların geleneksel otlatma yöntemlerinin aslında otlakların sağlıklı kalmasına yardımcı olduğunu, tamamen insansız bırakılan alanlarda ise yangın riski ve istilacı türlerin arttığını belirtiyor. Küresel iklim krizi, su kaynaklarının azalması ve kuraklık, kerpiç kulübelerde yaşayan yerlileri daha savunmasız hale getirirken, hükümetlerin tahliye politikası bu kırılganlığı derinleştiriyor. Öte yandan, Tanzanya'nın doğa turizmi gelirleri ülke ekonomisinin önemli bir kısmını oluşturuyor; Ngorongoro'da kişi başı giriş ücreti 70 dolar ve yılda 600 bin turist bölgeyi ziyaret ediyor. İnsan hakları grupları, koruma adı altında yürütülen bu politikaları 'yeşil sömürgecilik' olarak tanımlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Doğu Afrika'da artan nüfuzuyla Tanzanya ile ticari ve diplomatik ilişkilerini geliştiriyor. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) bölgede kalkınma projeleri yürütüyor, ancak yerli hakları konusunda henüz somut bir pozisyon almadı. Bu gelişme, Türkiye'nin Afrika politikasında sürdürülebilir kalkınma ve insan hakları dengesini gözetme zorunluluğunu ortaya koyuyor. Masailerin durumu, uluslararası kamuoyunda Türkiye'nin tarafını netleştirmesi için bir fırsat penceresi açabilir. Ayrıca, Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadele stratejileri ve doğa koruma projeleri, bu tür vakalardan çıkarılacak derslerle şekillenebilir. Ankara'nın, Tanzanya ile ilişkilerinde Maasai gibi toplulukların haklarını gözeten bir yaklaşım benimsemesi, hem bölgesel istikrarı hem de Türkiye'nin yumuşak gücünü artıracaktır.