İran'ın son aylarda ABD ve İsrail karşısında stratejik üstünlük elde ettiği yönündeki algısı, Basra Körfezi'ndeki tanker saldırılarının yeniden başlamasına zemin hazırladı. İran destekli grupların Umman Denizi ve Arap Yarımadası açıklarında ticari gemilere yönelik eylemleri, bölgesel dengeleri sarsarken geniş çaplı bir çatışma riskini de beraberinde getiriyor. Uzmanlara göre Tahran, son dönemdeki diplomatik ve askeri başarılarının verdiği özgüvenle, deniz güvenliğini bir baskı aracı olarak kullanmaya daha meyilli hale geldi.
Artan özgüven ve stratejik hesaplar
İran'ın nükleer müzakerelerde elde ettiği taktiksel kazanımlar, Suriye ve Yemen sahalarındaki varlığını pekiştirmesi, ayrıca İsrail-Hamas çatışmasında Hamas'ı destekleyerek bölgesel bir aktör olarak konumunu güçlendirmesi, Tahran yönetiminde bir tür 'zafer sarhoşluğu' yarattı. Bu durum, İran'ın denizlerde daha agresif bir tutum benimsemesine neden oldu. Son iki haftada üç farklı tankere düzenlenen saldırılar, İran Devrim Muhafızları'nın (IRGC) sorumluluğunda gerçekleştirildi. Saldırılarda insansız hava araçları ve sürat botları kullanıldı; herhangi bir can kaybı yaşanmasa da gemilerde maddi hasar oluştu.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) saldırıları kınarken, İsrail Dışişleri Bakanlığı da İran'ı 'uluslararası barışı tehdit etmekle' suçladı. İran ise resmi kanallardan suçlamaları reddederken, Devrim Muhafızları'na yakın kaynaklar saldırıların 'İsrail'e ait gemilere misilleme' olduğunu ima etti.
Bölgesel ve küresel yankılar
Tanker saldırıları, küresel enerji tedarik zincirinde yeni bir kırılma noktası yaratma potansiyeli taşıyor. Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol tankerlerinin hedef alınması, Brent petrol fiyatlarında %2'lik bir artışa yol açtı. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, deniz güvenliğinin sağlanması için uluslararası koalisyon çağrısında bulundu. Öte yandan, İran'ın saldırıları doğrudan üstlenmemesi, taraflar arasında şu an için doğrudan bir askeri çatışmayı engelliyor ancak vekalet savaşının boyutlarını genişletiyor.
Uzmanlar, bu tür saldırıların İran'ın 'asimetrik güç gösterisi' olarak değerlendirilebileceğini belirtiyor. Tahran, nükleer anlaşma masasında elini güçlendirmek ve yaptırımların hafifletilmesi için baskı yaratmak amacıyla deniz güvenliğini bir kart olarak kullanıyor. Ancak bu strateji, ABD ve İsrail'in daha sert bir askeri yanıt vermesi durumunda bumerang etkisi yaratabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak Basra Körfezi'ndeki istikrarsızlıktan doğrudan etkileniyor. Tanker saldırıları, petrol ve doğalgaz fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin cari açığını ve enflasyonist baskıları artırabilir. Ayrıca Türk bandıralı gemilerin geçiş güzergâhı olan bölgede güvenlik riski oluşması, ticaret hacmini olumsuz etkileyebilir. Ankara, İran'la dostane ilişkilerini sürdürürken, Körfez ülkeleriyle de ekonomik entegrasyonu derinleştirmeye çalışıyor. Bu süreçte Türkiye, hem enerji tedarik güvenliğini sağlamak hem de bölgesel bir arabulucu olarak konumunu korumak için dengeli bir diplomasi izlemek zorunda.