İran, ABD'nin olası bir askeri müdahalesine karşı bölgesel altyapıyı hedef alacağını açıkladı. Tahran yönetimi, Amerikan saldırılarına misilleme olarak yalnızca kendi topraklarını değil, tüm bölgeyi kapsayacak bir yıkım planladığını duyurdu. Bu açıklama, birden fazla kaynağın İran'ın Yemen'deki Husilere Babülmendeb Boğazı'nı kapatmaya hazır olmaları talimatını verdiğini bildirmesinin ardından geldi. Bu stratejik su yolu, dünya deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 10'unun geçtiği kritik bir geçiş noktası olarak öne çıkıyor. Analistler, böyle bir adımın ikinci bir küresel nakliye kanalını daha tehdit altına sokacağını ve enerji fiyatlarından tedarik zincirlerine kadar geniş çaplı etkiler yaratacağını belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behruz Kemalvendi, yaptığı açıklamada, "Herhangi bir ABD saldırısı, bölgesel istikrarı tamamen bozacak ve İran'ın karşılığı yalnızca kendi topraklarıyla sınırlı kalmayacak, bölgedeki ABD çıkarlarını ve müttefiklerinin altyapısını hedef alacaktır" ifadelerini kullandı. Bu tehdit, ABD ve İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine yönelik bir operasyon olasılığının arttığı bir dönemde geldi. Geçtiğimiz haftalarda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60'a çıkardığını ve bu oranın askeri seviyeye yaklaştığını rapor etmişti. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, diplomasiye öncelik verdiğini belirtse de, Kongre'deki bazı Cumhuriyetçi üyeler daha sert askeri seçeneklerin masada olduğunu ima ediyor. İran'ın bu tehdidi, aynı zamanda Tahran'ın vekil güçler aracılığıyla bölgesel caydırıcılık stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan, İran'ın Husilere Babülmendeb Boğazı'nı kapatma talimatı verdiği yönündeki iddialar, bölgedeki gerilimi tırmandıran bir başka unsur oldu. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, bu boğazdan geçen petrol tankerleri için alternatif rotalar geliştirmeye başladı. Husilerin, 2019 yılında Suudi petrol tesislerine dronlarla saldırarak küresel arzın yüzde 5'ini geçici olarak kesintiye uğratan bir kabiliyete sahip olduğu görüldü. Babülmendeb Boğazı'nın kapatılması, Süveyş Kanalı'nı neredeyse işlevsiz hale getirebilir ve Akdeniz'e ulaşan deniz ticaretini ciddi şekilde aksatabilir. Bu durum, özellikle Avrupa ve Asya arasındaki ticaret akışını etkileyecektir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kızıldeniz'deki artan gerilim, küresel deniz ticaretinin yeni bir tehdit altında olduğunu gösteriyor. Babülmendeb Boğazı ve Hürmüz Boğazı'nın eş zamanlı olarak tehdit edilmesi, dünya enerji piyasalarında paniğe yol açtı. Brent petrol fiyatları, haberin ardından varil başına 92 dolara yükselirken, analistler bu seviyenin aşılmasının küresel resesyon riskini artırabileceği uyarısında bulundu. Avrupa Birliği, sivil gemilerin korunması için "Aspides" adlı yeni bir deniz güvenliği misyonu başlatmıştı ancak bu misyonun şu anki kapsamı, Babülmendeb Boğazı'nın tamamen kapanması durumunda yetersiz kalabilir.
İran'ın bu tehditleri, sadece ABD'ye değil, aynı zamanda Suudi Arabistan ve İsrail gibi yakın müttefiklerine de yönelik. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yaptığı televizyon konuşmasında, "İran'ın nükleer silah üretmesine izin vermeyeceğiz ve her türlü senaryoya hazırlıklıyız" dedi. Bölgede artan askeri yığınağa rağmen, diplomatik kanallar da açık tutulmaya çalışılıyor. İran ve ABD arasındaki dolaylı görüşmeler Umman'da devam ederken, tarafların birbirini anlamada zorlandığı belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için kritik deniz ticaret yollarının güvenliği açısından doğrudan bir öneme sahiptir. Babülmendeb Boğazı'nın kapanması, Türkiye'nin dış ticaretinin önemli bir kısmını oluşturan Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı rotasını tehdit edebilir. Ayrıca, İran'la sınır komşusu olan Türkiye, olası bir askeri çatışmanın yaratacağı bölgesel istikrarsızlıktan doğrudan etkilenecektir. Türk dış politikasının, bir yandan İran'la iş birliğini sürdürürken diğer yandan NATO müttefiki ABD ile ittifakını korumaya çalıştığı bu dönemde, gerilimin daha da artması Ankara'yı zor bir denge politikasına itebilir. Enerji maliyetlerindeki olası artış, Türkiye'nin cari açığına ve enflasyonla mücadelesine ek yük getirecektir.