İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın görev süresinin son haftalarına girerken, siyasi kariyerinin en kritik dönemecinde bir "yapılacaklar listesi" ile karşı karşıya. 2024 yazında iktidara gelen İşçi Partisi lideri, ülkenin karşı karşıya olduğu ekonomik krizden çıkış stratejilerini hızlandırmaya çalışırken, aynı zamanda partisinin iç muhalefeti ve Brexit sonrası dengelerle uğraşıyor. Starmer'ın son dokuz haftası, onun liderlik anlayışını ve kriz yönetimindeki zaafiyetlerini gözler önüne seriyor.
Ekonomik Kriz ve Kaçırılan Fırsatlar
Başbakanlık koltuğuna oturduğu günden bu yana enflasyonla mücadele, kamu harcamalarının azaltılması ve büyümenin canlandırılması gibi üç temel önceliği olan Starmer, maalesef bu hedeflerin hiçbirinde istenilen başarıyı yakalayamadı. Eylül ayı enflasyon verileri beklenenin üzerinde gelirken, sterlin dolar karşısında son iki yılın en düşük seviyelerine geriledi. Özellikle fabrika siparişlerinde yaşanan yüzde 3,2'lik düşüş, sanayi üretimindeki daralmanın sinyallerini veriyor. Hükümetin vergi artışları ve kamu harcamalarındaki kesintilerden oluşan kemer sıkma paketi, hem iş dünyasından hem de sendikalardan sert tepki aldı. Starmer'ın bu politikayı "gerekli reform" olarak savunmasına rağmen, anketler hükümete olan güvenin yüzde 30'un altına düştüğünü gösteriyor.
İşçi Partisi içinde de artan huzursuzluk dikkat çekiyor. Partinin sol kanadı, Starmer'ın merkezci politikalarını eleştirirken, bazı milletvekilleri kamuoyu önünde istifa çağrısı yaptı. Özellikle sağlık ve eğitim alanındaki kesintiler, geleneksel İşçi Partisi seçmenini hayal kırıklığına uğrattı. Starmer'ın bu hafta açıkladığı "Ulusal Refah Fonu", beklenenin aksine sadece 5 milyar sterlinlik bir bütçeye sahip; bu miktar, uzmanlara göre ekonomik durgunluğu aşmak için yetersiz.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Starmer'ın dış politikası da benzer bir belirsizlik içinde. AB ile ilişkilerde mesafe koymayı tercih eden başbakan, Brexit sonrası ticaret anlaşmalarını yeniden müzakere etmekten kaçındı. Bu durum, özellikle ABD ve Çin ile yeni ticaret yolları arayan İngiltere'nin uluslararası alandaki konumunu zayıflattı. ABD Başkanı Joe Biden ile yapılan son görüşmede, ticaret ve güvenlik konularında somut bir ilerleme kaydedilememesi, Westminster'da endişe yarattı. Ayrıca, Ukrayna'ya yapılan yardımların yetersiz kaldığı yönündeki eleştiriler, Starmer'ın savunma politikasını sorgulatıyor. Enerji krizi ve yeşil dönüşüm hedefleri konusunda da hükümetin net bir yol haritası çizememesi, yatırımcı güvenini olumsuz etkiliyor. Son olarak, İrlanda sınırı sorununun çözümsüz kalması, Kuzey İrlanda'daki siyasi istikrarsızlığı derinleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'deki bu siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, Türkiye-İngiltere ticari ilişkilerini dolaylı olarak etkileyebilir. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2023'te 20 milyar doların üzerindeyken, Starmer hükümetinin kemer sıkma politikaları nedeniyle Türk ihracatçıları için İngiltere pazarı daralabilir. Öte yandan, İngiltere'nin AB ile yakınlaşmaması, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde alternatif bir ortak olarak İngiltere'yi daha önemli kılabilir. Ancak, Starmer'ın özellikle göç ve güvenlik konularındaki tutumu, Türkiye ile işbirliği olasılığını sınırlayabilir. Kıbrıs ve Doğu Akdeniz bağlamında ise İngiltere'nin siyasi zayıflığı, Türkiye için kısa vadede bir fırsat veya tehdit oluşturmayacaktır.