New York Times muhabiri Jonathan Swan, ABD Başkanı Donald Trump hakkında yazılan kitapları okumadığını itiraf ediyor. Ona göre, başkanın nasıl düşündüğü, çalıştığı ve yönettiği konusunda fazla gizem yok. Ancak Maggie Haberman ile birlikte kaleme aldıkları yeni analiz, CEO'ların Trump yönetimiyle ilişkilerinde dikkat etmeleri gereken üç hayati kuralı ortaya koyuyor. Bu kurallar, iş dünyasının Trump'a uyum sağlamak ve onunla etkili iletişim kurabilmek için izlemesi gereken yolu çiziyor.
Trump'ın yönetim tarzı: Kural tanımazlık ve kişisel sadakat
Swan ve Haberman, Trump'ın iş dünyasına bakışının temelinde kişisel ilişkiler ve sadakat yattığını vurguluyor. CEO'ların Trump'la bir araya geldiğinde, başkanın genellikle kendisine yakınlık duyduğu iş insanlarına öncelik verdiğini belirtiyor. Trump, kurumsal itibara değil, bireysel bağlılığa önem veriyor. Bu nedenle, bir CEO'nun Trump'la görüşmesi sırasında, şirketinin çıkarlarından ziyade, başkanın gündemine uygun mesajlar vermesi bekleniyor.
Raporda, Trump'ın karar alma sürecinde geleneksel danışmanlık yapılarına nadiren başvurduğu ifade ediliyor. Bunun yerine, kendisine en son kiminle konuştuysa onun görüşünden etkileniyor. CEO'lar için bu, sürekli olarak Trump'ın radarında kalmaları anlamına geliyor. Ancak aynı zamanda, tersi bir durumda, başkanın dikkatini kaybeden bir CEO'nun şirketi için ciddi sonuçlar doğabileceği uyarısı yapılıyor.
Swan, Trump'ın iş dünyasıyla ilişkilerinde "sen benimlesin ya da bana karşısın" mantığıyla hareket ettiğini belirtiyor. Özellikle ticaret savaşları, tarifeler ve düzenlemeler gibi konularda CEO'ların seslerini yükseltmesi, başkanın tepkisini çekebiliyor. Bu nedenle, Swan'ın ikinci kuralı: Trump'ın önceliklerine aykırı adımlar atan şirketler, hedef tahtasına oturmaya hazır olmalı.
Bölgesel ve küresel boyut: Trump'ın ticaret politikalarının etkisi
Trump'ın CEO'lara yönelik bu katı tutumu, sadece ABD içinde değil, küresel ölçekte de yansımalar buluyor. Özellikle Çin ile ticaret savaşı, Avrupa Birliği'ne yönelik tarife tehditleri ve NAFTA'nın yeniden müzakere edilmesi gibi konular, uluslararası şirketlerin Trump yönetimiyle ilişkilerini şekillendiriyor. CEO'lar, Trump'ın "Amerika Birinci" politikasına uygun adımlar atmazlarsa, cezalandırılabiliyor.
Örneğin, Trump yönetiminin Çin'den ithal edilen mallara uyguladığı gümrük vergileri, birçok Amerikan şirketinin tedarik zincirini bozdu. Bu şirketler, ya üretimi ABD'ye taşımak ya da başkanın gazabına uğramak arasında sıkışıp kaldı. Swan, bu tür durumlarda Trump'ın iş dünyasına karşı tutumunun net olduğunu söylüyor: “Eğer benim politikama uymazsanız, sizin için zor günler başlayacak.”
Küresel ticaretin bu şekilde yönetilmesi, CEO'ların sadece pazar dinamiklerine değil, aynı zamanda Beyaz Saray'ın ruh haline göre hareket etmesini gerektiriyor. Swan, bu durumu “Trump'la iş yapmak, normal bir başkanla iş yapmaktan çok farklı; sürekli bir siyasi dans gerektiriyor” sözleriyle özetliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump’ın CEO’lara yönelik bu yaklaşımı, Türk şirketlerinin ABD’deki yatırım ve ticaret stratejilerini doğrudan etkileyebilir. Trump yönetimiyle iş yapan Türk firmaları, başkanın kişisel sadakat beklentisine uyum sağlamak zorunda kalabilir. Özellikle savunma sanayii ve teknoloji alanında faaliyet gösteren şirketler, Trump’ın ticaret politikalarındaki öngörülemezliğe karşı esnek olmalı. Ayrıca, ABD’de lobicilik yapan Türk iş insanlarının, Trump’a yakın isimlerle ilişkilerini güçlendirmesi, kriz anlarında avantaj sağlayabilir. Bu gelişmeler, Türkiye-ABD ticari ilişkilerinde kişisel diplomasinin kurumsal temastan daha belirleyici olabileceğini gösteriyor.