Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Perşembe günü ABD Başkanı Donald Trump ile iki kez telefon görüşmesi yaparak, Kızıldeniz'de artan Husi tehdidi karşısında ABD'nin Yemen'e askeri müdahalede bulunmasını talep etti. Görüşmeler, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ticaretini tehdit eden Husi saldırılarının ardından gerçekleşti. Suudi yetkililer, Husilerin İran'dan aldığı destekle bölgede istikrarsızlık yarattığını ve küresel enerji arz güvenliğini riske attığını belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Muhammed bin Selman'ın çağrısı, Yemen'deki Husi isyancıların son haftalarda Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırılarını artırmasının ardından geldi. Husiler, Gazze'deki İsrail saldırılarına yanıt olarak deniz trafiğini hedef aldıklarını açıklamıştı. Ancak Suudi Arabistan, bu saldırıların doğrudan kendi topraklarına ve bölgesel güvenliğine yönelik bir tehdit oluşturduğunu savunuyor. Veliaht Prens'in Trump ile yaptığı görüşmelerde, ABD'nin Yemen'deki Husi hedeflerine yönelik kapsamlı bir askeri operasyon başlatması gerektiğini vurguladığı öğrenildi.
Trump yönetimi, Suudi talebine sıcak bakmakla birlikte, olası bir operasyonun İran ile doğrudan çatışmaya yol açabileceği endişesini taşıyor. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, "Başkan Trump, bölgedeki müttefiklerimizin güvenliği için gereken tüm adımları atmaya hazırdır" denildi. Ancak henüz kesin bir karar alınmadığı belirtiliyor. ABD Savunma Bakanlığı kaynakları, Yemen'e yönelik olası bir saldırının kapsamlı bir planlama gerektirdiğini ve sivil kayıpları en aza indirecek şekilde tasarlanması gerektiğini ifade ediyor.
Suudi Arabistan, 2015'ten bu yana Yemen'de Husilere karşı askeri bir koalisyona öncülük ediyor. Ancak bu müdahale, milyarlarca dolarlık maliyet ve insani krize rağmen Husileri tamamen etkisiz hale getiremedi. Riyad, artık ABD'nin doğrudan müdahalesini istiyor. Uzmanlar, Suudi Arabistan'ın kendi askeri kapasitesinin sınırlarına ulaştığını ve İran destekli Husilere karşı kalıcı bir çözüm için ABD'nin hava gücüne ve istihbarat desteğine ihtiyaç duyduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kızıldeniz, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği kritik bir su yolu. Husi saldırıları nedeniyle birçok gemi rotasını Ümit Burnu'na çevirmek zorunda kaldı; bu da nakliye maliyetlerini ve sürelerini artırdı. ABD, geçtiğimiz aylarda bölgeye uçak gemisi grupları ve destroyerler konuşlandırarak Refah Muhafızı Operasyonu adı altında bir güvenlik girişimi başlattı. Ancak bu operasyon, Husilerin saldırılarını tamamen durduramadı. Suudi Arabistan, bu durumun kendi ekonomik çıkarlarını da tehdit ettiğini, zira Kızıldeniz'deki istikrarsızlığın Suudi limanlarına ve petrol ihracatına zarar verdiğini vurguluyor.
İran, Husilere verdiği destekle bölgede nüfuzunu artırırken, ABD ve Suudi Arabistan'ı zor durumda bırakıyor. Tahran yönetimi, Husilerin saldırılarını doğrudan yönlendirdiği iddialarını reddediyor ancak silah ve finansman desteği sağladığına dair kanıtlar bulunuyor. Olası bir ABD saldırısı, İran ile doğrudan bir çatışma riskini artırabilir ve Orta Doğu'da yeni bir gerilim hattı oluşturabilir. Rusya ve Çin, bölgedeki istikrarsızlıktan endişe duyduklarını belirtirken, diplomatik çözüm çağrısı yapıyor.
Uluslararası kamuoyu, Yemen'de zaten var olan insani krizin daha da kötüleşebileceği uyarısında bulunuyor. Birleşmiş Milletler, Yemen'de 20 milyondan fazla insanın insani yardıma muhtaç olduğunu ve olası bir geniş çaplı askeri operasyonun bu durumu daha da kritik hale getireceğini bildirdi. Suudi Arabistan ise askeri çözümün kaçınılmaz olduğunu savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kızıldeniz ve Yemen'deki gelişmeleri yakından takip ediyor. Husi saldırıları, Türk deniz ticaretini ve enerji ithalatını dolaylı olarak etkileyebilir; zira Kızıldeniz, Türkiye'nin Asya ile ticaretinde önemli bir güzergâh. Ayrıca Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE ile son yıllarda ilişkilerini normalleştirme sürecinde. Olası bir ABD askeri müdahalesi, bölgesel istikrarsızlığı artırabilir ve Türkiye'nin arabuluculuk rolünü zorlaştırabilir. Türk dış politikası, Yemen'de siyasi çözüm ve ateşkes çağrısı yaparken, İran ile Suudi Arabistan arasındaki dengeyi korumaya çalışıyor. Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel güvenlik mimarisindeki konumunu yeniden değerlendirmesini gerektirebilir.