Cuma günü Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan ve kolektif caydırıcılığı güçlendirme sözü veren güvenlik paktı, uzmanlara göre birçoklarının 'İslami NATO' olarak adlandırdığı şeyden hâlâ çok uzak. Basra Körfezi'nin en büyük petrol ihracatçısı Suudi Arabistan ile bölgenin önde gelen iki askeri gücü Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkenin savunma ve güvenlik işbirliğini derinleştirmeyi hedefliyor. Ancak analistler, bu anlaşmanın kapsamı ve bağlayıcılığı açısından NATO'daki gibi bir kolektif savunma mekanizmasından (Madde 5 benzeri) yoksun olduğunu ve daha çok siyasi bir dayanışma beyanı niteliği taşıdığını belirtiyor.
Anlaşmanın İçeriği ve Kapsamı
Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkenin savunma bakanları tarafından Kutsal Topraklar'da düzenlenen bir törenle imzalandı. Anlaşma metninde, tarafların 'barış ve istikrarın korunması, terörle mücadele, sınır güvenliği ve askeri eğitim işbirliği' konularında ortak çaba göstereceği belirtiliyor. Ancak metinde, bir ülkeye yönelik saldırının tümüne yönelik saldırı sayılacağına dair NATO'nun 5. maddesine benzer bir hüküm bulunmuyor. Bu durum, anlaşmanın sembolik bir güvenlik işbirliği çerçevesi olduğunu gösteriyor.
Uzmanlar, taraflar arasında askeri tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve savunma sanayi işbirliği gibi alanlarda somut adımların atılabileceğini, ancak bunun kısa vadede gerçek bir askeri ittifaka dönüşmesinin zor olduğunu vurguluyor. Özellikle Suudi Arabistan'ın Yemen'deki savaşta Pakistan'dan beklediği askeri desteğin sınırlı kaldığı hatırlatılıyor. Pakistan'ın kendi iç sorunları ve Hindistan ile olan gerginliği, ülkenin Körfez'e yönelik askeri taahhütlerini sınırlandırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Üç ülkenin ittifakı, İslam dünyasında yeni bir kutuplaşma yaratabilir. Özellikle İran, bu ittifakı kendisine yönelik bir tehdit olarak algılayabilir. Suudi Arabistan ile İran arasındaki rekabet, bölgesel güç dengelerini etkiliyor. Türkiye'nin Katar ile yakın ilişkileri ve İran'la zaman zaman yaşadığı gerilimler, bu ittifakın İran karşıtı bir blok oluşturma potansiyelini güçlendiriyor. Ancak Türkiye'nin İran ile ekonomik ilişkileri ve enerji bağımlılığı, Ankara'nın bu ittifakı İran'ı tamamen dışlayacak şekilde kullanmasına engel oluyor.
Küresel boyutta ise bu ittifakın, ABD'nin bölgeden çekilmesiyle oluşan güç boşluğunu doldurma çabası olarak yorumlanıyor. Suudi Arabistan, savunma harcamalarını artırarak kendi güvenliğini sağlama arayışında. Türkiye ise bu sayede bölgedeki etkinliğini artırmayı hedefliyor. Ancak uzmanlar, bu ittifakın Çin ve Rusya ile ilişkileri dengeleme açısından da önemli olduğunu belirtiyor. Özellikle Türkiye'nin Rusya'dan S-400 alımı nedeniyle NATO ile yaşadığı gerginlik, bu yeni ittifakın Batı'ya karşı bir mesaj olarak algılanmasına yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, bu anlaşmayla İslam dünyasındaki liderlik rolünü pekiştirmeyi ve Körfez'deki nüfuzunu artırmayı hedefliyor. Özellikle Suudi Arabistan ile son yıllarda yaşanan krizlerin ardından ilişkilerin normalleşmesi, Türk dış politikası açısından önemli bir kazanım. Bu pakt, Türkiye'nin bölgesel güvenlik mimarisinde söz sahibi olma arzusunu yansıtıyor. Ancak anlaşmanın NATO'ya alternatif olmadığı açık; Türkiye hâlâ NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip. Bu yüzden Ankara, bu ittifakı NATO'ya rağmen değil, NATO'ya paralel bir işbirliği olarak konumlandırıyor. Yine de Pakistan ve Suudi Arabistan ile derinleşen savunma işbirliği, Türkiye'nin savunma sanayi ihracatına yeni kapılar açabilir ve bölgesel krizlerde Türkiye'ye daha fazla diplomatik manevra alanı sağlayabilir.