Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye liderlerinin Ağustos ayında imzaladığı Mekke Ortak Savunma İttifakı, bölgesel güvenlik işbirliğinde yeni bir dönemin kapısını araladı. Eylül başında ise Husiler, Yemen topraklarındaki kontrollerini genişletmek amacıyla yeni bir taarruz başlattı. Bu gelişme, Mekke Paktı'nın Pakistan'ı Yemen iç savaşına müdahil olmaya zorlayıp zorlamayacağı sorusunu gündeme getirdi.
Mekke Paktı'nın Arka Planı
Ağustos 2025'te Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla Mekke'de düzenlenen zirvede, üç ülke arasında ortak savunma ittifakı kuruldu. Anlaşma, taraflardan birine yönelik saldırının tümüne saldırı sayılacağını ve ortak askeri yanıt verileceğini öngörüyor. Bu, NATO'nun 5. maddesine benzer bir kolektif savunma mekanizması.
Ancak anlaşmanın detayları kamuoyuyla tam olarak paylaşılmadı. Özellikle hangi durumlarda askeri güç kullanılacağı, hangi coğrafi alanları kapsadığı ve üye ülkelerin parlamento onayı gerekip gerekmediği belirsizliğini koruyor. Pakistan'ın Yemen'e asker göndermesi, ülkenin iç siyasetinde ve orduda ciddi tartışmalara yol açabilir.
Yemen'de Husiler, Eylül başında Marib ve Cevf cephelerinde geniş çaplı bir operasyon başlattı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun hava saldırılarına rağmen ilerleyişlerini sürdüren Husiler, stratejik bölgeleri ele geçirme çabasında. Bu durum, Suudi Arabistan'ın kara gücü ihtiyacını artırıyor ve Pakistan'dan asker talebi gelebileceği yönünde spekülasyonları güçlendiriyor.
Bölgesel Dinamikler ve Küresel Boyut
İran, Husileri desteklemekle suçlanıyor ve Mekke Paktı'nı kendisine yönelik bir kuşatma hamlesi olarak görüyor. Tahran, anlaşmayı bölgesel güç dengesini bozacak bir adım olarak nitelendirdi. Rusya ve Çin ise ittifaka temkinli yaklaşarak, bölgede yeni bir askeri bloklaşmanın önlenmesi gerektiğini vurguladı.
ABD, paktı sessizce desteklemekle birlikte, Pakistan'ın Yemen'e doğrudan müdahalesinin Afganistan sınırındaki dengeleri bozabileceği endişesini taşıyor. Hindistan ise Pakistan'ın askeri kapasitesinin Yemen'de bağlanmasının kendisine stratejik avantaj sağlayabileceğini hesaplıyor. Bu durum, Güney Asya'da yeni bir gerilim hattı oluşturabilir.
Pakistan ordusu, uzun yıllardır Hindistan ve Afganistan sınırlarında yoğunlaşmış durumda. Yemen'e asker göndermek, kaynakların bölünmesi anlamına gelir ve ülke içinde zaten kırılgan olan ekonomiyi daha da zorlar. Ayrıca Pakistan'da kamuoyu, Yemen savaşına müdahil olmaya sıcak bakmıyor; dini ve mezhebi hassasiyetler nedeniyle Suudi Arabistan'ın yanında savaşmak isteyenlerin sayısı sınırlı.
Türkiye ise ittifakın askeri boyutundan ziyade diplomatik ve ekonomik ayağına odaklanmış görünüyor. Ankara, Yemen krizinde siyasi çözüm çağrısı yaparken, Suudi Arabistan ile savunma sanayii işbirliğini derinleştirme niyetinde. Pakistan'ın olası müdahalesi, Türkiye'nin denge politikasını zorlaştırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Mekke Paktı ile Körfez'de nüfuz alanını genişletirken, Yemen savaşına doğrudan taraf olmaktan kaçınıyor. Ancak Pakistan'ın askeri müdahalesi, ittifakın caydırıcılığını test edecek ve Türkiye'yi de pozisyon almaya zorlayabilir. Ankara'nın önceliği, Suudi Arabistan ile ekonomik ve savunma ilişkilerini korurken İran ile gerilimi tırmandırmamak. Bu denge, Yemen'deki tırmanma ile birlikte daha da hassaslaşacak.