Suudi Arabistan ile İran arasında son dönemde ivme kazanan diplomatik yakınlaşma, bölgesel bir güç dengesi değişikliğine işaret ediyor. Ancak bu yeni düzen, bir yandan da İbrahim Anlaşmaları olarak bilinen İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşme sürecinin altını oyuyor. Analistlere göre, Suudi-İran ekseninde şekillenen bir blok, İsrail'i Ortadoğu'da yalnızlaştırabilir ve bölgesel barış çabalarını geriye götürebilir.
Gelişmenin Arka Planı: Tahran-Riyad Yakınlaşması
Mart 2023'te Çin'in arabuluculuğunda gerçekleşen Suudi Arabistan-İran anlaşması, 2016'da kesilen diplomatik ilişkilerin yeniden tesisini sağlamıştı. Anlaşma, iki ülke arasında yedi yıldır süren gerginliğin ardından geldi. Yemen'deki vekalet savaşı, Lübnan ve Suriye'deki nüfuz mücadeleleri, iki ülkeyi karşı karşıya getiren temel başlıklardı. Ancak Çin'in devreye girmesiyle, her iki taraf da karşılıklı çıkarlar doğrultusunda müzakere masasına oturdu. Analistler, bu yakınlaşmanın arkasında, ABD'nin bölgeden askeri olarak çekilmesi ve Çin'in artan etkisi gibi küresel dinamiklerin yattığını belirtiyor.
Suudi Arabistan'ın bu hamlesi, aynı zamanda İbrahim Anlaşmaları'nın ruhuna da ters düşüyor. 2020'de Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn'in İsrail'le normalleşmesiyle başlayan süreç, Suudi Arabistan'ın da katılımıyla genişlemesi beklenirken, şimdi Riyad'ın Tahran'la anlaşması bu beklentileri boşa çıkarıyor. Suudi Arabistan, İsrail'le normalleşme için uzun süredir Filistin devletinin kurulması şartını koşuyor olsa da, İran'la yakınlaşma, bu şartın arkasına sığınmayı kolaylaştırabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İsrail'in Yalnızlaşma Riski
Suudi-İran yakınlaşması, bölgede İsrail karşıtı bir cephenin oluşmasına zemin hazırlayabilir. İran, Suudi Arabistan ve Irak'ın dahil olduğu bir eksen, İsrail'in güvenlik çevrelemesini derinleştirebilir. Aynı zamanda, Türkiye'nin de bu sürece entegre olma ihtimali, İsrail için daha karmaşık bir denklem yaratıyor. Öte yandan, bu gelişmeler ABD'nin bölgedeki çıkarlarını da etkiliyor. Washington, İbrahim Anlaşmaları'nı genişleterek İsrail'in güvenliğini garanti altına almayı ve İran'ı yalnızlaştırmayı hedefliyordu. Ancak Suudi Arabistan'ın İran'la anlaşması, ABD'nin bu stratejisini baltalıyor.
İsrail ise resmi olarak Suudi-İran yakınlaşmasını endişeyle izliyor. İsrail Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "bölgede İran'ın nüfuzunun artmasına yol açacak her türlü gelişmenin kabul edilemez olduğu" vurgulandı. Bununla birlikte, İsrail'in Suudi Arabistan'la doğrudan diyaloğu bulunmuyor; Riyad'ın İsrail'le normalleşme konusunda attığı adımlar sınırlı kaldı. Bu durum, İsrail'in bölgede Filistin meselesini de içeren daha kapsamlı bir barış planına yönelmesini zorunlu kılabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi Arabistan-İran yakınlaşması, Türkiye'nin Ortadoğu politikasını doğrudan etkiliyor. Ankara, bir yandan İran'la Suriye ve Irak'ta rekabet halindeyken, diğer yandan Suudi Arabistan'la ilişkilerini normalleştirme sürecinde. Bu yeni denklem, Türkiye'nin bölgede denge politikasını zorlayabilir. Ayrıca, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri ile olan ilişkileri de bu eksen değişikliğinden etkilenebilir. Türkiye'nin, İsrail'le son dönemdeki normalleşme adımlarını da göz önünde bulundurarak, hem Suudi-İran bloğu hem de İbrahim Anlaşmaları arasında bir denge bulması gerekecek. Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve enerji politikalarında da yeni ittifak arayışlarına yol açabilir.