Yemen'deki Husi isyancı güçleri, Suudi Arabistan'ın havalimanları, petrol rafinerileri ve diğer kritik altyapı tesislerine yönelik saldırılarını son dönemde artırdı. Suudi-Husi savaşı, 2015'ten bu yana devam eden ve bölgesel güç dengelerini derinden etkileyen bir çatışma olarak, son aylarda yeniden tırmanma eğilimine girdi. Husi güçlerinin insansız hava araçları (İHA) ve balistik füzelerle gerçekleştirdiği saldırılar, Suudi Arabistan'ın güvenlik algısını ve ekonomik istikrarını tehdit ediyor.
Çatışmanın Arka Planı
Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, 2015 yılında Yemen'deki meşru hükümeti desteklemek amacıyla Husi isyancılara karşı askeri müdahale başlattı. İran destekli olduğu belirtilen Husiler, başkent Sanaa da dahil olmak üzere ülkenin kuzey bölgelerinin büyük bölümünü kontrol ediyor. Çatışma, yüz binlerce sivilin hayatını kaybetmesine, milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve dünyanın en büyük insani krizlerinden birinin ortaya çıkmasına neden oldu. Suudi Arabistan, Husi saldırılarını kendi topraklarına yönelik bir tehdit olarak görüyor ve hava savunma sistemlerini güçlendirmeye çalışıyor. Ancak Husi saldırıları, Suudi petrol altyapısına ciddi zarar verme potansiyeli taşıyor. Örneğin, 2019'da Abqaiq ve Khurais'teki petrol tesislerine yapılan saldırılar, küresel petrol arzında geçici bir kesintiye yol açmıştı. Benzer saldırıların tekrarlanması, enerji piyasalarında dalgalanmalara neden olabilir.
Son dönemde Husi güçleri, Suudi Arabistan'ın güneyindeki havalimanlarına ve askeri üslerine yönelik saldırılarını artırdı. Suudi yetkililer, çoğu saldırının hava savunma sistemleri tarafından engellendiğini iddia etse de, bazı saldırıların altyapıda hasara yol açtığı bildiriliyor. Husi sözcüleri, saldırıların Suudi ablukasına ve Yemen'e yönelik askeri operasyonlara bir yanıt olduğunu belirtiyor. Suudi Arabistan ise Husileri bölgesel istikrarı bozmakla suçluyor ve İran'ın bu gruplara silah sağladığını öne sürüyor. İran, bu suçlamaları reddediyor ancak Husilere siyasi destek verdiğini açıkça ifade ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suudi-Husi çatışması, yalnızca Yemen içi bir savaş olmanın ötesinde, bölgesel bir vekalet savaşı niteliği taşıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Sünni körfez ülkeleri, Husileri İran'ın bölgedeki nüfuzunu yayma aracı olarak görüyor. İran ise Husileri, Suudi Arabistan'ın Yemen'e müdahalesine karşı meşru bir direniş hareketi olarak destekliyor. Bu durum, Orta Doğu'da Sünni-Şii gerilimini daha da derinleştiriyor. ABD, Suudi Arabistan'a istihbarat ve lojistik destek sağlasa da, son yıllarda çatışmaya doğrudan müdahil olmaktan kaçınıyor. Ancak Husi saldırılarının Suudi petrol tesislerini hedef alması, küresel enerji güvenliği açısından endişe yaratıyor. Birleşmiş Milletler, çatışmanın sona erdirilmesi için çeşitli girişimlerde bulunsa da, taraflar arasındaki güvensizlik nedeniyle kalıcı bir ateşkes sağlanamadı. 2022'de ilan edilen ateşkes, büyük ölçüde başarısız oldu ve çatışmalar aralıklarla devam etti. Son gelişmeler, savaşın yeniden şiddetlenebileceğini gösteriyor.
Husi saldırıları, Suudi Arabistan'ın ekonomik istikrarını da tehdit ediyor. Petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, Suudi bütçesi üzerinde baskı oluşturuyor. Suudi Arabistan, Vizyon 2030 planı kapsamında ekonomisini çeşitlendirmeye çalışırken, güvenlik endişeleri yatırımcı güvenini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Husi saldırıları nedeniyle Suudi havalimanlarının kapatılması, bölgesel ticaret ve seyahat üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Kızıldeniz'deki gemi trafiği de Husi saldırılarından etkilenebilir; nitekim Husiler, zaman zaman Kızıldeniz'deki Suudi gemilerine yönelik saldırılar düzenliyor. Bu durum, küresel ticaret yollarının güvenliği açısından risk oluşturuyor. Uluslararası toplum, Yemen'deki insani krize dikkat çekmekle birlikte, çatışmanın çözümü için etkili bir baskı mekanizması kuramıyor. Rusya ve Çin gibi aktörler, Suudi Arabistan ile İran arasında denge politikası izlerken, çatışmanın tarafları üzerinde sınırlı etkiye sahip.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi-Husi savaşındaki tırmanma, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ve ekonomik çıkarlarını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Yemen'deki çatışmada tarafsız bir tutum sergilemeye çalışsa da, Suudi Arabistan ile İran arasındaki gerilimin Kızıldeniz ve Basra Körfezi'ndeki dengeleri etkilemesi, Türkiye'nin enerji ithalatı ve ticaret yolları için risk oluşturuyor. Ayrıca, Husi saldırılarının Suudi petrol altyapısını hedef alması, küresel petrol fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin cari açığını olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bölgede istikrarın sağlanması için diplomatik girişimlerde bulunabilir ve insani yardımlar konusunda aktif rol alabilir. Bununla birlikte, Türkiye'nin Suudi Arabistan ve İran ile dengeli ilişkilerini koruması, çatışmanın daha fazla yayılmasını önlemek açısından kritik önem taşıyor.