ABD Başkanı Donald Trump, 3 Kasım'da yapılacak ara seçimler öncesinde İran'a askeri saldırı düzenlemeyeceğini açıkladı. Perşembe günü Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda Trump, Washington'ın Tahran ile 'verimli görüşmeler' yürüttüğünü belirtti. Açıklama, petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanmanın ardından geldi. Trump'ın bu çıkışı, seçim öncesi Orta Doğu'da tansiyonu düşürmeye yönelik bir adım olarak yorumlandı.
Gelişmenin Arka Planı
Trump'ın açıklaması, ABD ile İran arasında aylardır süren gerilimin ardından geldi. Haziran ayında İran'a ait bir insansız hava aracının ABD donanması tarafından düşürülmesiyle iki ülke arasında savaş ihtimali gündeme gelmişti. Trump, o dönemde İran'a yönelik bir saldırıyı son anda iptal ettiğini açıklamıştı. Son haftalarda ise İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırması ve bölgedeki vekil güçler üzerinden yürüttüğü faaliyetler, Washington'da rahatsızlık yaratmıştı.
Trump yönetimi, İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikasını sürdürürken, aynı zamanda diplomatik bir kapı aralamaya çalışıyor. Perşembe günkü açıklamada kullanılan 'verimli görüşmeler' ifadesi, taraflar arasında doğrudan veya dolaylı temasların olabileceğine işaret ediyor. Ancak Beyaz Saray'dan görüşmelerin içeriğine dair resmi bir detay paylaşılmadı. İran tarafından da konuya ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.
Öte yandan, petrol fiyatları Trump'ın açıklamasının ardından bir miktar geriledi. Brent petrolün varil fiyatı, açıklama öncesi 43 dolar seviyelerindeyken, sonrasında 42 doların altına indi. Piyasalar, Orta Doğu'da olası bir savaşın petrol arzını kesintiye uğratacağı endişesiyle hareket ediyordu. Trump'ın seçim öncesi böyle bir riski göze almak istememesi, petrol fiyatlarını da rahatlattı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin İran'a yönelik tutumu, sadece iki ülkeyi değil, tüm Orta Doğu'yu ve küresel enerji piyasalarını yakından ilgilendiriyor. İran, nükleer programı ve bölgesel milis güçleri aracılığıyla Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de etkili bir aktör konumunda. ABD'nin askeri bir müdahalesi, bu ülkelerdeki dengeleri alt üst edebilir ve geniş çaplı bir bölgesel savaşa yol açabilir.
Trump'ın açıklaması, aynı zamanda seçim stratejisiyle de yakından ilişkili. 3 Kasım'da yapılacak ara seçimlerde Cumhuriyetçiler, Senato ve Temsilciler Meclisi'ndeki çoğunluklarını korumaya çalışıyor. Ekonomi ve dış politika, seçmen nezdinde en önemli iki başlık olarak öne çıkıyor. Yeni bir savaş, seçim öncesi kamuoyunda olumsuz yankı bulabilir ve ekonomik göstergeleri bozabilir. Bu nedenle Trump, seçimlere kadar statükoyu koruma eğiliminde.
Uluslararası camia ise ABD-İran geriliminin düşürülmesi çağrısını yapıyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, taraflara itidal çağrısında bulunmuştu. Rusya ve Çin de bölgede istikrarın korunmasından yana. Ancak İran'ın nükleer programına ilişkin endişeler sürüyor. İran, uranyum zenginleştirme oranını yüzde 4,5'in üzerine çıkarmış durumda ve bu, 2015 nükleer anlaşmasının sınırlarını aşıyor. ABD'nin 2018'de anlaşmadan çekilmesi sonrası İran da yükümlülüklerini kademeli olarak askıya almıştı.
Türkiye Açıklaması
Bu gelişme, Türkiye açısından doğrudan güvenlik ve ekonomi ile ilgili sonuçlar doğurabilir. Türkiye, İran ile uzun bir kara sınırına sahip ve bölgedeki istikrarsızlıktan en çok etkilenen ülkelerden biri. Olası bir ABD-İran çatışması, Türkiye'nin enerji ithalatını ve ticaret yollarını sekteye uğratabilir. Ayrıca, İran'da yaşanacak bir istikrarsızlık, mülteci akınını tetikleyebilir ve Türkiye'nin ekonomik yükünü artırabilir. Türkiye, şimdiye kadar taraflar arasında diplomatik çözümü savundu ve arabuluculuk teklifinde bulundu. Trump'ın açıklaması, seçim sonrası dönemde yeni bir gerilim dalgasının habercisi olabilir. Bu nedenle Türkiye, hem NATO müttefiki ABD ile hem de komşusu İran ile ilişkilerini dengede tutmayı sürdürecektir.
Trump'ın seçim öncesi İran'a saldırıyı dışlaması, kısa vadede tansiyonu düşürse de, yapısal sorunlar çözülmüş değil. ABD-İran ilişkileri, nükleer program, bölgesel nüfuz ve yaptırımlar ekseninde kırılganlığını koruyor. Seçim sonrası dönemde Washington'un tavrının ne olacağı belirsizliğini sürdürüyor. Bu belirsizlik, Orta Doğu'daki tüm aktörler için risk oluşturmaya devam ediyor.