Washington, Ortadoğu'da Şii milis gruplarını silahsızlandırma baskısını artırırken, bu grupların silahlı kalmasına neden olan gerçek güvenlik endişelerini göz ardı ediyor. ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin bu hamlesi, bölgedeki en ölümcül mezhepsel fay hatlarını yeniden açma riski taşıyor. Uzmanlar, silahsızlandırma çağrılarının, İran yanlısı grupların kendilerini savunmasız hissetmesine ve daha da radikalleşmesine yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Silahsızlandırma Baskısının Arka Planı
ABD yönetimi, son aylarda Irak ve Suriye'deki Şii milis gruplarına yönelik silahsızlandırma çağrılarını yoğunlaştırdı. Bu gruplar arasında Kataib Hizbullah, Asaib Ehl-i Hak ve Irak'taki Haşdi Şabi'nin bazı unsurları bulunuyor. Washington, bu grupların İran'ın bölgesel nüfuzunu artırdığını ve ABD güçlerine yönelik saldırılarda rol oynadığını savunuyor. Ancak bu baskı, söz konusu grupların Suriye'de IŞİD'e karşı savaşta ve Irak'ta güvenlik güçlerinin bir parçası olarak edindikleri meşruiyeti de sorgulatıyor.
Trump yönetimi, 2018'de İran nükleer anlaşmasından çekilmesinin ardından Tahran'a yönelik "maksimum baskı" politikasını sürdürüyor. Bu strateji, İran'ın petrol ihracatını kısıtlamayı ve bölgesel müttefiklerini zayıflatmayı hedefliyor. Ancak Irak ve Suriye'deki Şii gruplar, bu baskıyı kendilerine yönelik bir varoluşsal tehdit olarak algılıyor. Birçok grup lideri, silahlarını bırakmaları durumunda Sünni aşırıcı grupların veya rakip milislerin hedefi haline geleceklerini düşünüyor.
Bölgedeki mezhepsel denge, 2003 Irak işgali sonrasında derinden sarsıldı. Sünni azınlığın yönetimden uzaklaştırılması, Şii milislerin güçlenmesine yol açtı. IŞİD'in 2014'te Musul'u ele geçirmesiyle birlikte Şii gruplar, Irak hükümeti tarafından resmen silahlandırıldı ve eğitildi. Bugün bu grupların silahsızlandırılması, Irak'ta zaten kırılgan olan siyasi dengeyi daha da bozabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin Şii gruplara yönelik baskısı, İran'ın bölgesel stratejisini doğrudan etkiliyor. Tahran, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki müttefikleri aracılığıyla "direniş ekseni" olarak adlandırdığı bir güvenlik ağı oluşturdu. Bu ağ, İran'ın hem İsrail'e hem de ABD'nin bölgedeki varlığına karşı caydırıcılık sağlamasının temelini oluşturuyor. Dolayısıyla Washington'ın silahsızlandırma çabaları, doğrudan İran'ın stratejik derinliğini hedef alıyor.
Öte yandan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Sünni körfez ülkeleri, Şii milislerin güçlenmesinden endişe duyuyor ve ABD'nin bu yöndeki adımlarını destekliyor. Ancak bu ülkeler, aynı zamanda bölgede artan mezhepsel gerilimin kendi iç güvenliklerini tehdit edebileceğinin farkında. Özellikle Suudi Arabistan'ın doğu vilayetlerinde Şii nüfusun yoğun olduğu bölgelerde huzursuzluk çıkabilir.
Rusya ve Çin de bölgedeki gelişmeleri yakından izliyor. Rusya, Suriye'deki varlığını korumak ve İran ile olan işbirliğini sürdürmek istiyor. Çin ise enerji güvenliği ve Kuşak-Yol projesi kapsamında bölgede istikrar arıyor. ABD'nin tek taraflı baskı politikası, bu aktörlerin pozisyonlarını daha da netleştirmesine yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Ortadoğu'daki mezhepsel gerilimin doğrudan etkilediği ülkelerin başında geliyor. Irak ve Suriye'deki Şii grupların silahsızlandırılması, sahada PKK/YPG ile mücadele eden Türkiye için yeni güvenlik riskleri doğurabilir. Şii milislerin zayıflatılması, İran'ın bölgedeki nüfuzunu azaltabilir; ancak bu durum, Türkiye'nin sınır güvenliği için daha öngörülemez bir ortam yaratabilir. Ayrıca Türkiye, ABD'nin tek taraflı baskı politikalarının bölgesel istikrarı bozmasından endişe ediyor. Ankara, mezhepsel çatışmaların körüklenmesi yerine kapsayıcı siyasi çözümler ve diyalog çağrısı yapıyor. Bu gelişme, Türkiye'nin bölgede dengeleyici rolünü daha da önemli hale getiriyor.