İran savaşı, başından beri rejim değişikliğini hedefliyor. ABD ve İsrail'in Tahran'a yönelik askeri ve ekonomik baskıları, İran İslam Cumhuriyeti'nin varlığını sona erdirmeyi amaçlayan stratejik bir hedefin parçası. Son gelişmeler, bu hedefin sadece bir söylenti değil, somut bir politika olduğunu gösteriyor. İran'ın nükleer programı, bölgesel etkisi ve iç istikrarsızlığı, uluslararası aktörlerin müdahalesini tetikliyor. Bu savaş, yeni bir dünya düzeninin habercisi olabilir.
Rejim Değişikliği Hedefinin Arka Planı
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik politikaları, uzun yıllardır rejim değişikliğini içeriyor. 2003 Irak işgali sonrası İran'ın bölgesel gücünü artırması, Batı'nın endişelerini derinleştirdi. 2015 nükleer anlaşması (JCPOA) kısa süreli bir yumuşama sağlasa da, ABD'nin 2018'de anlaşmadan çekilmesi ve yeniden yaptırımlar uygulaması, gerilimi yeniden alevlendirdi. İsrail, İran'ın nükleer silah edinmesini kırmızı çizgi olarak görüyor ve askeri seçenekleri masada tutuyor. Son aylarda İran'da artan protestolar ve ekonomik çöküş, rejimin zayıflığını gösteriyor. Bu durum, dış müdahale için uygun bir zemin oluşturuyor.
ABD Başkanı'nın açıklamaları, İran halkının yanında olduklarını vurgularken, aslında rejim değişikliğini teşvik ediyor. İsrail Başbakanı ise İran'a karşı sert önlemler alınması gerektiğini sıkça dile getiriyor. İstihbarat raporları, İran'ın nükleer çalışmalarını hızlandırdığını gösteriyor. Bu da savaş olasılığını artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran savaşı, sadece Orta Doğu'yu değil, tüm dünyayı etkileyecek bir krize dönüşebilir. İran'ın vekil güçleri (Hizbullah, Hamas, Husiler) üzerinden yürüttüğü vekalet savaşları, Lübnan'dan Yemen'e kadar geniş bir coğrafyayı istikrarsızlaştırıyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri, İran'ın nükleer kapasitesinden endişeli. Rusya ve Çin ise İran ile ekonomik ve askeri işbirliğini sürdürüyor. Bu durum, büyük güçler arasında yeni bir rekabetin kapısını aralıyor. Enerji arz güvenliği, Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim nedeniyle tehlikede. Petrol fiyatları dalgalanıyor ve küresel ekonomi olumsuz etkileniyor.
Bir savaş durumunda, İran'ın nükleer tesisleri vurulabilir ve bu radyoaktif sızıntıya yol açabilir. Mülteci akını, bölge ülkelerini zorlayabilir. Türkiye, İran ile 560 km'lik sınırı paylaşıyor ve olası bir savaşta en çok etkilenecek ülkelerden biri. ABD'nin İncirlik Üssü'nü kullanma talebi, Türkiye'yi zor durumda bırakabilir. İran'ın PKK/YPG ile ilişkileri, Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran savaşı, Türkiye için ciddi riskler taşıyor. Öncelikle, sınır güvenliği tehdit altında; mülteci dalgası ve terör örgütlerinin sızması muhtemel. Ekonomik olarak, enerji ithalatında kesinti yaşanabilir ve ticaret hacmi düşer. Diplomatik açıdan Türkiye, Batı ile İran arasında denge kurmakta zorlanıyor. NATO üyesi olarak ABD ile müttefik, ancak İran ile komşu ve ticari ortak. Olası bir savaşta Türkiye'nin tarafsız kalması zor görünüyor. Ayrıca, İran'ın parçalanması durumunda Kürt devleti kurulması ihtimali, Türkiye'nin en büyük kâbusu. Bu nedenle Türkiye, diplomasiyi önceliklendirmeli ve bölgesel istikrar için aktif rol almalı.