Suudi Arabistan'ın eğitim sistemi, okul müfredatında İsrail ve İsrail-Filistin çatışmasına yönelik tutumunu yumuşatmaya devam ediyor. İbranice yayın yapan Maariv gazetesinin haberine göre, araştırma kuruluşu IMPACT-se'nin 2024-2026 dönemi Suudi ders kitaplarını incelediği yeni bir rapor, bu ülkede köklü bir değişimin yaşandığını ortaya koyuyor. Raporda, daha önce düşmanca ifadeler içeren pasajların yerini daha ılımlı ve diplomatik bir dilin aldığı, Kudüs ve İsrail'e yönelik atıfların yeniden düzenlendiği belirtiliyor. Bu gelişme, Suudi Arabistan'ın bölgesel politikalarında gözlemlenen geniş çaplı dönüşümün eğitim alanındaki yansıması olarak değerlendiriliyor.
Değişimin arka planı: Veliaht Prens'in vizyonu
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın 2016'da açıkladığı Vizyon 2030 planı, ülkenin ekonomik ve sosyal dönüşümünün yanı sıra dış politikasında da önemli değişiklikler öngörüyor. Bu kapsamda, Suudi yönetiminin İsrail ile ilişkileri normalleştirme arayışı, eğitim müfredatına doğrudan yansımış durumda. IMPACT-se'nin raporuna göre, 2020'de imzalanan İbrahim Anlaşmaları öncesinde başlayan müfredat revizyonu, son yıllarda hız kazandı. Özellikle İsrail'in adının artık ders kitaplarında açıkça geçmesi ve bu ülkeye yönelik ifadelerin düşmanca olmayan bir çerçeveye oturtulması dikkat çekiyor.
Raporda dikkat çeken bir diğer nokta, Kudüs'le ilgili anlatımların güncellenmesi. Daha önce "işgal altındaki" olarak nitelendirilen Doğu Kudüs, artık bazı kitaplarda "İsrail yönetimindeki" şeklinde tanımlanıyor. Ayrıca, İsrail-Filistin çatışmasının tarihsel anlatımında, Siyonizm ve Filistinlilerin haklarına ilişkin bazı bölümlerin çıkarıldığı veya yeniden yazıldığı belirtiliyor. Bu değişikliklerin, özellikle lise düzeyindeki tarih ve din derslerinde yoğunlaştığı ifade ediliyor.
Eğitim uzmanları, bu revizyonun Suudi toplumunda İsrail algısını dönüştürmeyi amaçladığını, ancak geleneksel olarak İsrail karşıtı bir çizgide yetişen nesillerin bu yeni anlatıma ikna edilmesinin zaman alabileceğini vurguluyor. Bazı muhafazakar çevreler ise değişikliklere tepki gösteriyor ve müfredatın Suudi toplumunun değerlerine aykırı olduğunu savunuyor.
İbrahim Anlaşmaları ve bölgesel dengeler
Suudi Arabistan'ın bu adımı, ABD'nin arabuluculuğunda İsrail ile ilişkileri normalleştirme sürecinin bir parçası olarak görülüyor. 2020'de Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn'in imzaladığı İbrahim Anlaşmaları'na Suudi Arabistan henüz katılmamış olsa da, son yıllarda İsrail ile güvenlik ve istihbarat alanlarında fiili işbirliği arttığı biliniyor. Suudi yetkililer, resmi bir normalleşmenin Filistin devleti kurulmadan gerçekleşmeyeceğini sık sık yinelese de, müfredattaki bu değişiklik, normalleşmeye zemin hazırlandığını gösteriyor.
Bu durum, bölgedeki dengeleri de etkiliyor. İran, Suudi Arabistan'ın bu adımını "ihanet" olarak nitelendirirken, Filistin yönetimi ise hayal kırıklığına uğradığını açıkladı. Mısır ve Ürdün gibi İsrail'le barış anlaşması imzalamış ülkeler ise Suudi Arabistan'ın bu yönde adım atmasını memnuniyetle karşılıyor. Eğitim müfredatındaki bu yumuşamanın, Arap kamuoyunda İsrail'e yönelik olumsuz algıyı kırmayı hedeflediği, bunun da uzun vadede bölgesel barış sürecine katkı sağlayabileceği yorumları yapılıyor.
Ancak uzmanlar, eğitim müfredatında yapılan değişikliklerin tek başına yeterli olmadığını, Suudi Arabistan'ın İsrail'le ilişkilerdeki fiili adımları asıl belirleyici olacağını ifade ediyor. Suudi-Filistin ilişkilerinin geleceği ise belirsizliğini koruyor. Filistinliler, Suudi Arabistan'ın tarihsel olarak Filistin davasının en önemli destekçilerinden biri olduğunu hatırlatarak, bu değişikliklerin Filistin halkının haklarını görmezden gelme anlamına gelebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türk dış politikası açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, uzun yıllardır Filistin davasını destekleyen ve İsrail'le ilişkilerinde Filistin meselesini ön planda tutan bir ülke olarak Suudi Arabistan'ın bu adımını yakından izliyor. Ankara, normalleşme sürecinin Filistinlilerin hakları gözetilmeden ilerlemesinin bölgesel istikrarı olumsuz etkileyebileceğini savunuyor. Suudi müfredatındaki bu revizyon, Türkiye'nin bölgedeki etkisini azaltabilir; zira Suudi Arabistan, İsrail'le normalleşme konusunda Türkiye'ye rakip bir konuma gelebilir. Ayrıca, bu durum Türkiye'nin Filistin yönetimiyle ilişkilerini güçlendirmesine ve Arap kamuoyunda Türkiye'ye yönelik desteği artırmasına neden olabilir. Sonuçta, Suudi Arabistan'ın bu politikası, Türkiye'nin Orta Doğu'daki geleneksel pozisyonunu yeniden değerlendirmesini gerektirebilir.