İran hükümeti, ABD ile 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın (JCPOA) bir parçası olan 60 günlük süre sınırlamasının artık geçersiz olduğunu duyurdu. Bu açıklama, Tahran yönetiminin nükleer programındaki yükümlülüklerini azaltma adımlarını hızlandırdığı ve ABD'nin yaptırımlarına karşı misilleme stratejisini sertleştirdiği bir dönemde geldi. İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, ABD'nin anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve yeniden uygulanan yaptırımlar nedeniyle bu sürenin "artık hiçbir anlam ifade etmediği" vurgulandı.
Gelişmenin arka planı
İran, 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nda (JCPOA) nükleer programının kapsamını sınırlamayı kabul etmişti. Bu anlaşmaya göre, tarafların taahhütlerini ihlal etmesi durumunda 60 günlük bir süre içinde diğer tarafın da yükümlülüklerini askıya alma hakkı bulunuyordu. İran, bu süreyi daha önce iki kez işletmiş, uranyum zenginleştirme oranını ve stoklarını artırmıştı. Ancak şimdi Tahran, bu süre mekanizmasının artık kendisi için bağlayıcı olmadığını belirtiyor. Bu, İran'ın nükleer faaliyetlerini daha hızlı artırabileceği anlamına geliyor.
İran'ın bu kararı, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) geçen hafta yayınladığı raporda, İran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesini önemli ölçüde artırdığının doğrulanmasının ardından geldi. Raporda, İran'ın yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum ürettiği ve bu oranın askeri kullanım için kritik seviyeye yaklaştığı belirtiliyordu. Batılı diplomatlar, bu gelişmeleri "endişe verici" olarak nitelendirirken, İranlı yetkililer nükleer programlarının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu açıklama, ABD ile İran arasındaki gerilimin yüksek olduğu bir dönemde geldi. ABD, 2018'de anlaşmadan çekilmiş ve İran'a ekonomik yaptırımlarını yeniden uygulamaya başlamıştı. İran ise buna karşılık nükleer yükümlülüklerini kademeli olarak azaltma yoluna gitmişti. Son hamle, iki ülke arasındaki müzakerelerin yeniden başlatılması için yapılan dolaylı görüşmelerin de çıkmaza girdiği bir döneme denk geldi. Avrupa Birliği, arabuluculuk çabalarını sürdürüyor ancak somut bir ilerleme sağlanamıyor.
İsrail, bu gelişmeye sert tepki gösterdi. İsrail Başbakanı Naftali Bennett, İran'ın nükleer tehdidinin ciddiyetine dikkat çekerek, "dünyanın İran'ın blöfünü görmesi gerektiğini" söyledi. Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri de İran'ın bölgesel davranışlarından ve nükleer programından duydukları endişeyi dile getiriyor. Uzmanlar, İran'ın bu adımının, anlaşmanın tamamen çökmesi riskini artırdığını ve bölgede yeni bir nükleer silahlanma yarışını tetikleyebileceği konusunda uyarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın nükleer programındaki bu son gelişme, Türkiye'nin güvenliği ve dış politikası açısından kritik bir önem taşıyor. Türkiye, İran ile uzun bir kara sınırını paylaşıyor ve bu ülkedeki istikrarsızlık doğrudan sınır güvenliğini etkiliyor. Nükleer bir İran, Türkiye için ciddi bir tehdit oluşturabilir. Ayrıca, Türkiye'nin enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü karşıladığı İran'la ekonomik ilişkileri, yaptırımların derinleşmesi durumunda zarar görebilir. Türkiye, hem ABD hem de İran ile diyaloğunu sürdürerek bölgede denge politikası izlemeye çalışıyor. Bu nedenle, İran'ın nükleer programındaki gelişmeleri yakından takip eden Türkiye, tansiyonun düşürülmesi için diplomatik çabaları destekliyor. Ancak, İran'ın bu adımı Türkiye'nin bölgesel istikrarı sağlama çabalarını zorlaştırabilir.