Filistin Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Tümgeneral Habis el-Şaruf, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Lübnan ve Filistin'de akan kanı birer ›seçim kartı› olarak kullandığını ve bu durumun bölgedeki istikrarı tehdit ettiğini söyledi. El-Şaruf, Netanyahu hükümetinin ne ateşkes etiğine ne de savaş etiğine saygı duyduğunu, aksine iç siyasi çıkarları için çatışmayı tırmandırdığını vurguladı. Bu açıklamalar, İsrail'in Gazze'deki saldırılarının sürdüğü ve Lübnan'da Hizbullah ile gerilimin arttığı bir dönemde geldi.
Gelişmenin Arka Planı
Netanyahu, İsrail'de koalisyon hükümetini ayakta tutmak ve erken seçim tehditlerini bertaraf etmek amacıyla güvenlik dosyalarını ön plana çıkaran bir strateji izliyor. Özellikle Gazze'deki çatışmaların sürdürülmesi ve Lübnan sınırında Hizbullah'a yönelik askeri operasyonların artırılması, Başbakan'ın kamuoyundaki desteğini korumaya yönelik hamleler olarak yorumlanıyor. El-Şaruf'a göre Netanyahu, bu politikayla hem Filistinli sivillerin hem de Lübnanlıların hayatını hiçe sayıyor; bölgede kalıcı bir barışın önüne geçiyor.
Filistin Enstitüsü'nün değerlendirmesi, İsrail'in son dönemde Gazze'deki hava saldırılarını yoğunlaştırması ve Lübnan sınırında yaşanan çatışmaların artmasıyla örtüşüyor. Uluslararası toplumun ateşkes çağrılarına rağmen Netanyahu'nun bu çağrıları dikkate almadığı, aksine askeri başarılarını seçim propagandasına dönüştürmeye çalıştığı belirtiliyor. Bu durum, İsrail iç siyasetindeki kutuplaşmanın bölgesel bir krize dönüşme riskini de beraberinde getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Netanyahu'nun izlediği bu politika, sadece Filistin ve Lübnan'ı değil, tüm Ortadoğu'yu etkileyen bir güvenlik ikilemi yaratıyor. İran destekli Hizbullah'ın olası bir geniş çaplı çatışmaya hazır olduğu mesajları, bölgede yeni bir savaşın eşiğinde olunduğu endişelerini artırıyor. Öte yandan Mısır ve Ürdün'ün arabuluculuk çabaları sonuçsuz kalırken, ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteği, Netanyahu'nun elini güçlendiriyor.
El-Şaruf'un açıklamaları, uluslararası toplumun Ortadoğu'daki çatışmalara yaklaşımını da eleştiriyor. Ateşkesin sağlanamamasında tarafların yanı sıra küresel aktörlerin de sorumluluğu olduğuna dikkat çekiliyor. Filistin Enstitüsü yetkilisi, Netanyahu'nun seçim hesaplarının bedelini sivil halkın ödediğini, bu tablonun insani krizi derinleştirdiğini ifade ediyor. Ayrıca, ateşkes anlaşmalarının ihlal edilmesinin ve çatışmaların yeniden başlamasının bölgesel istikrara yönelik en ciddi tehditlerden biri olduğu vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını destekleyen açıklamaları ve Gazze'ye insani yardım çabalarıyla bu süreçte aktif bir diplomasi yürütüyor. Netanyahu hükümetinin seçim odaklı politikalarla çatışmayı sürdürmesi, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve Filistin devleti vizyonuyla doğrudan çelişiyor. Türk dış politikası, tarafları ateşkese teşvik eden bir rol üstlenirken, İsrail'in bu tutumunun yeni bir göç dalgası ve güvenlik riski doğurması Ankara'nın sınır güvenliğini de olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji iş birliği projeleri, bölgedeki istikrarsızlık nedeniyle tehlikeye girebilir.