Suudi Arabistan, 2034 FIFA Dünya Kupası'na ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, uzun yıllardır sert bir şekilde karşı çıktığı LGBTQ hakları konusunda daha ılımlı bir söylem benimsemeye başladı. Yetkililer, ülkeyi küresel bir turizm merkezi haline getirme hedefi doğrultusunda, cinsel yönelim ve kimlik temelli ayrımcılıkla ilgili kamuoyu açıklamalarında belirgin bir yumuşama kaydetti. Ancak bu değişim, Suudi Arabistan'da eşcinselliğin hâlâ yasal olmadığı ve idam dahil ağır cezalarla karşı karşıya olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Dünya Kupası hazırlıkları kapsamında söylemde değişim
Suudi yönetimi, 2034 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapma hakkını kazandıktan sonra, uluslararası toplumun insan hakları endişelerini gidermek için kapsamlı bir imaj yenileme kampanyası başlattı. Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın Vizyon 2030 planı çerçevesinde ülkeyi küresel bir turizm destinasyonu haline getirme amacı doğrultusunda, LGBTQ turistlerin ülkeye çekilmesi için sessiz adımlar atılıyor. Turizm Bakanlığı yetkilileri, son aylarda yaptıkları açıklamalarda "herkes için güvenli bir deneyim" vurgusu yaparken, otel ve eğlence sektöründe de gizli bir dönüşüm yaşanıyor. Örneğin, bazı lüks otellerin artık çift odalarını cinsiyet belirtmeksizin rezerve ettiği bildiriliyor. Ancak bu değişim, şu an için daha çok söylem düzeyinde kalıyor; yasalarda herhangi bir değişiklik yapılmış değil. Homoseksüellik, Suudi Arabistan'da resmen yasak ve Şeriat hukuku uyarınca idam veya uzun hapis cezalarıyla karşı karşıya. İnsan hakları örgütleri, bu tür yumuşama sinyallerinin gerçek bir reform olmaksızın yalnızca yatırım çekme amacı taşıdığını belirtiyor. 2034 Dünya Kupası sırasında milyonlarca turistin ülkeye gelmesi beklenirken, Suudi yetkililerin bu turistlerin her birine nasıl davranacağı sorusu yanıtsız kalıyor.
Bölgesel rekabet ve uluslararası baskı
Suudi Arabistan'ın bu adımı, bölgedeki diğer Körfez ülkeleriyle olan rekabette bir avantaj sağlama çabası olarak da görülüyor. Katar, 2022 Dünya Kupası boyunca LGBTQ bireylere yönelik benzer bir belirsizlik yaşamış ve o dönemde yoğun eleştiriler almıştı. Ancak Katar, turnuvanın ardından işçi hakları ve ifade özgürlüğü gibi alanlarda bazı reformlara gitmişti. Suudi Arabistan ise daha hızlı bir dönüşüm hedefliyor. Öte yandan Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan'ın hamlesine karşı kendi turizm stratejilerini hızlandırmış durumda. Human Rights Watch ve Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlar, Suudi Arabistan'ı yasaları değiştirmeye çağırırken, FIFA da insan hakları konusunda bağlayıcı olmayan taahhütler almakla yetiniyor. Bu durum, Suudi Arabistan'ın küresel spor diplomasisinde bir çelişkiye işaret ediyor: Bir yanda modern bir turizm merkezi olma arzusu, diğer yanda ise katı dini ve sosyal normlar. Analistler, Suudi yönetiminin önümüzdeki dönemde LGBTQ bireylerin varlığını görmezden gelme veya tampon bölgeler oluşturma gibi uygulamalarla bu sorunu yönetmeye çalışacağını öngörüyor. Ancak küresel baskı arttıkça, daha somut adımlar atılması gerekebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi Arabistan'ın LGBTQ turistlere yönelik bu yumuşama sinyali, Türkiye açısından özellikle turizm sektörü ve bölgesel rekabet bağlamında önem taşıyor. Türkiye, halihazırda dünyanın önde gelen turizm merkezlerinden biri olarak, Orta Doğulu turistlerin yanı sıra Avrupalı ve Amerikalı turistleri de ağırlıyor. Suudi Arabistan'ın turizm alanındaki bu genişlemesi, Türkiye'nin özellikle lüks turizm ve kültür turizmi pazarlarındaki payını doğrudan etkileyebilir. Diğer yandan, Suudi Arabistan'ın bu adımı, Türkiye için bölgesel bir rekabet unsuru oluşturuyor; zira Körfez ülkelerinin turizm yatırımları artarken, Türkiye'nin de bu alandaki avantajlarını koruması gerekiyor. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın insan hakları konusundaki bu taktiksel esnekliği, Türkiye'nin de benzer uluslararası baskılarla karşılaştığı alanlarda karşılaştırmalı bir örnek teşkil ediyor. Ancak Türkiye, Suudi Arabistan'ın aksine, eşcinselliği suç saymayan bir hukuk sistemine sahip olmasına rağmen, LGBTQ bireylere yönelik toplumsal ayrımcılık ve devlet baskısı nedeniyle uluslararası eleştiriler alıyor. Bu bağlamda, Suudi Arabistan'ın reform görüntüsü vermesi, Türkiye'nin kendi insan hakları karnesini iyileştirme konusunda daha somut adımlar atması gerektiğini hatırlatıyor.