Suudi Arabistan, Yemen'deki Husi milislerine karşı yürüttüğü savaşta son yıllarda askeri harcamalarını artırmasına ve gelişmiş savunma sistemlerine sahip olmasına rağmen, Husilerin füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarını durdurmakta zorlanıyor. Uzmanlara göre, Husilerin kullandığı silahların tespit edilmesi ve engellenmesi zor, bu da Suudi Arabistan'ın yüksek teknolojili savunma ağlarına rağmen saldırıların sürmesine yol açıyor. Bu durum, Suudi Arabistan'ın bölgesel güvenlik stratejilerini ve İran'la olan vekalet savaşını da etkiliyor.
Asimetrik Savaşın Zorlukları
Suudi Arabistan, son on yılda savunma bütçesini önemli ölçüde artırarak ABD ve Avrupa'dan Patriot hava savunma sistemleri, THAAD ve çeşitli radar sistemleri satın aldı. Ancak Husi milislerinin kullandığı silahlar, genellikle düşük maliyetli ve basit teknolojilere dayanıyor. Örneğin, Husilerin İran'dan tedarik ettiği veya yerel olarak ürettiği insansız hava araçları, düşük irtifada uçarak radar sistemlerinden kaçabiliyor. Ayrıca, balistik füzeler de yüksek hızları ve manevra kabiliyetleri nedeniyle tespit edilmesi güç hedefler arasında. Suudi Arabistan'ın elindeki gelişmiş savunma sistemleri, bu tür asimetrik tehditlere karşı tam koruma sağlayamıyor.
Uzmanlar, Husi saldırılarının sadece askeri değil, aynı zamanda psikolojik ve ekonomik bir etki yaratmayı amaçladığını belirtiyor. Suudi Arabistan'ın petrol tesislerine yönelik saldırılar, küresel petrol fiyatlarında dalgalanmalara neden olarak Suudi ekonomisini ve dünya enerji piyasalarını tehdit ediyor. 2019'da Abqaiq ve Khurais tesislerine yapılan saldırılar, Suudi Arabistan'ın savunma kabiliyetini sorgulatmıştı. O tarihten bu yana Suudi Arabistan, savunma sistemlerini çeşitlendirmeye ve yerli savunma sanayisini güçlendirmeye çalışıyor ancak Husi tehdidi hala önemli bir güvenlik sorunu olarak varlığını koruyor.
İran'ın Rolü ve Bölgesel Dengeler
Husi milisleri, İran tarafından destekleniyor ve bu durum Suudi Arabistan ile İran arasındaki vekalet savaşının bir yansıması. İran, Husilere silah, eğitim ve istihbarat desteği sağlayarak Suudi Arabistan'ı Yemen'de meşgul etmeyi ve bölgesel etkisini dengelemeyi hedefliyor. Suudi Arabistan ise, Husilerin kontrolünü engellemek için Yemen hükümetine askeri destek veriyor. Ancak, yıllardır süren çatışma sonuçsuz kaldı ve insani kriz derinleşti. Birleşmiş Milletler, Yemen'de dünyanın en büyük insani krizlerinden birinin yaşandığını ve milyonlarca insanın yardıma muhtaç olduğunu bildiriyor.
Son dönemde Suudi Arabistan ve İran arasında Çin'in arabuluculuğuyla başlayan diyalog süreci, bölgesel gerilimi azaltma potansalı taşıyor. Ancak Husilerin saldırıları, bu süreci tehlikeye atabilecek nitelikte. Suudi Arabistan, Husilerle doğrudan müzakerelere sıcak bakmıyor ve öncelikle İran'ın desteğini kesmesini istiyor. İran ise Husiler üzerindeki etkisini bir pazarlık kozu olarak kullanmayı sürdürüyor. Bu nedenle, Husilerin saldırıları sadece Suudi Arabistan için değil, bölgesel istikrar için de bir tehdit oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi Arabistan'ın Husi saldırılarını durdurmakta zorlanması, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ve enerji arz güvenliği açısından önemli sonuçlar doğuruyor. Türkiye, Suudi Arabistan ile ilişkilerini son yıllarda düzeltme çabasında ve bölgesel istikrarı destekliyor. Husi saldırıları, Kızıldeniz ve Basra Körfezi'ndeki deniz ticaret yollarını tehdit ederek küresel enerji arzını ve ticaret akışını olumsuz etkileyebilir; bu da Türkiye'nin enerji ithalatı ve ihracat pazarları için risk oluşturur. Ayrıca, Türkiye'nin Yemen'deki insani krize yönelik yardımları ve barışçıl çözüm çağrıları, bölgesel istikrarın sağlanmasına katkı sunabilir. Türkiye, İran ve Suudi Arabistan arasındaki gerilimin azalmasını ve Yemen'de kalıcı bir ateşkes sağlanmasını destekleyerek bölgesel barışa katkı sağlayabilir.