Eski Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri ve Güney Afrika'nın eski Yüksek Mahkeme yargıcı Navi Pillay, 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'nin temel amacının soykırımı önlemek olduğunu belirterek, uluslararası toplumun bu yükümlülüğünü yerine getirmesi çağrısında bulundu. Pillay'ın açıklamaları, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının uluslararası hukuk bağlamında tartışıldığı bir dönemde geldi. Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) İsrail'e karşı açtığı soykırım davasında da gündeme gelen Sözleşme, devletlere soykırımı önleme ve cezalandırma yükümlülüğü getiriyor.
Soykırım Sözleşmesi'nin hukuki çerçevesi ve Pillay'ın vurgusu
Navi Pillay, kariyeri boyunca insan hakları alanında önemli görevler üstlenmiş bir hukukçu. 2008-2014 yılları arasında BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri olarak görev yapan Pillay, Ruanda Soykırımı'nda Uluslararası Ceza Mahkemesi yargıcı olarak da görev aldı. Bu deneyimi, soykırım hukuku konusundaki uzmanlığını pekiştiriyor. Pillay, Soykırım Sözleşmesi'nin sadece geçmişteki soykırımları cezalandırmak için değil, aynı zamanda gelecekteki soykırımları önlemek için de bir araç olduğunu hatırlatıyor. Sözleşme, 1948'de BM Genel Kurulu tarafından kabul edildi ve soykırımı "ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubu tamamen veya kısmen yok etme niyetiyle işlenen fiiller" olarak tanımlıyor. Sözleşme'ye taraf devletler, soykırımı önlemek ve cezalandırmakla yükümlü. Ancak eleştirmenler, bu yükümlülüğün uygulanmasında çifte standartlar olduğunu ve siyasi irade eksikliği bulunduğunu savunuyor.
Pillay'ın açıklamaları, Güney Afrika'nın Aralık 2023'te UAD'de İsrail'e karşı açtığı dava ile doğrudan bağlantılı. Dava, İsrail'in Gazze'de Soykırım Sözleşmesi'ni ihlal ettiği iddiasına dayanıyor. UAD, Ocak 2024'te verdiği ihtiyati tedbir kararında, İsrail'in soykırımı önleme yükümlülüğü olduğunu ve Gazze'deki Filistinlilere yönelik riskleri azaltması gerektiğini belirtti. Pillay, bu kararın Sözleşme'nin önleyici amacını yansıttığını ifade ediyor. Ayrıca, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) savcısının İsrail başbakanı ve savunma bakanı hakkında tutuklama emri talebi de soykırım suçlamalarını gündeme getirmiş durumda. Pillay, bu tür girişimlerin uluslararası hukukun etkinliğini gösterdiğini, ancak uygulamada siyasi engellerle karşılaşıldığını vurguluyor.
Gazze bağlamında uluslararası hukukun rolü
İsrail'in 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'ye düzenlediği saldırılar, on binlerce sivilin ölümüne ve büyük bir insani krize yol açtı. BM raporları, Gazze nüfusunun büyük bir kısmının yerinden edildiğini ve temel ihtiyaçlara erişimde ciddi sıkıntılar yaşandığını ortaya koyuyor. Bu koşullar altında, soykırım niyetinin tespiti hukukçular arasında tartışmalı bir konu. Ancak Pillay gibi uzmanlar, devletlerin Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini hatırlatıyor. Sözleşme'nin 1. maddesi, soykırımın "barış zamanında veya savaş zamanında" işlenebileceğini belirtiyor ve taraf devletlere önleme yükümlülüğü getiriyor. Bu yükümlülük, sadece kendi topraklarında değil, aynı zamanda etki alanlarındaki soykırım risklerini de kapsıyor. Dolayısıyla, İsrail'in müttefikleri başta olmak üzere tüm devletler, Gazze'de soykırım riski varsa bunu önlemek için harekete geçmeli.
Uluslararası toplumun tepkisi ise bölünmüş durumda. Bazı ülkeler Güney Afrika'nın davasını desteklerken, bazıları İsrail'in meşru müdafaa hakkını savunuyor. BM Genel Kurulu'nda kabul edilen ateşkes çağrıları ise bağlayıcı olmaktan uzak. Pillay, bu tür siyasi tutumların Sözleşme'nin etkinliğini zayıflattığını, ancak hukuki süreçlerin uzun vadede önemli olduğunu belirtiyor. Ruanda ve Yugoslavya örneklerinde olduğu gibi, soykırım suçlarının cezalandırılması yıllar alsa da, uluslararası adalet mekanizmaları failleri sorumlu tutabiliyor. Pillay, Gazze'deki durumun da benzer şekilde ele alınması gerektiğini, delillerin toplanması ve sorumluların tespit edilmesi için uluslararası soruşturmaların derhal başlatılması gerektiğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki insani krize karşı en aktif diplomatik girişimlerde bulunan ülkelerden biri. İsrail'e yönelik eleştirilerini yüksek sesle dile getiren Ankara, Güney Afrika'nın UAD davasına müdahil olma talebinde bulundu ve soykırım suçlamalarının uluslararası platformlarda takipçisi oldu. Pillay'ın vurgusu, Türkiye'nin savunduğu pozisyonu hukuki açıdan destekliyor: Sözleşme'nin önleyici amacı, devletlere Gazze'de soykırım riskini önleme yükümlülüğü getiriyor. Bu durum, Türkiye'nin İslam İşbirliği Teşkilatı ve BM gibi platformlarda ateşkes ve insani yardım çağrılarını meşrulaştırıyor. Ayrıca, Türkiye'nin kendi tarihsel deneyimi ve soykırım iddialarına karşı tutumu, uluslararası hukukun evrensel uygulanması gerektiği argümanını güçlendiriyor. Ancak Batılı ülkelerin çifte standartları, Türkiye'nin adalet arayışında karşılaştığı en büyük engel olmaya devam ediyor.