İsrail'in 2023 yılından bu yana en az 2 bin 350 Filistinli çocuğu tutukladığı, halen en az 350 çocuğun İsrail cezaevlerinde "ağır koşullar" altında tutulduğu bildirildi. Filistinli esir dernekleri ve insan hakları örgütlerinin verilerine dayandırılan rapora göre, tutuklamalar 7 Ekim 2023 sonrasında büyük bir artış gösterdi. Raporda, gözaltına alınan çocukların sayısının binlerle ifade edildiği ve birçoğunun idari gözaltı adı verilen süresiz tutukluluk uygulamasına tabi tutulduğu belirtiliyor. İsrail makamları ise tutuklamaların güvenlik gerekçeleriyle yapıldığını savunuyor.
Tutuklamaların arka planı ve hukuki boyut
Rapora göre, tutuklanan çocukların önemli bir kısmı 12-17 yaş aralığında. Filistinli kaynaklar, çocukların sorgu sırasında baskıya maruz kaldığını, ailelerinden habersiz tutulduğunu ve avukat erişiminin kısıtlandığını iddia ediyor. İsrail yasalarına göre 12 yaşından büyük çocuklar cezai sorumluluk taşıyabiliyor ve askeri mahkemelerde yargılanabiliyor. Filistinli esir dernekleri, 2023 Ekim'inden bu yana tutuklanan çocuk sayısının 2 bin 350'yi aştığını, bunlardan bazılarının serbest bırakıldığını ancak yüzlercesinin hâlâ tutuklu olduğunu belirtiyor. İsrail Cezaevi Servisi verileri, Filistinli tutukluların genel sayısının son aylarda arttığını gösteriyor. Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne taraf olan İsrail, çocukların tutukluluk koşulları konusunda uluslararası insan hakları örgütlerinin eleştirileriyle karşı karşıya. Amnesty International ve Human Rights Watch gibi kuruluşlar, Filistinli çocukların sistematik olarak kötü muameleye maruz kaldığını savunuyor. İsrail ise bu iddiaları reddediyor ve tutuklamaların terörle mücadele kapsamında zorunlu olduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Filistinli çocukların tutukluluğu, İsrail-Filistin çatışmasının en hassas insani boyutlarından biri olarak öne çıkıyor. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve diğer BM kuruluşları, bölgede çocuk hakları ihlallerine ilişkin raporlarında İsrail'i defalarca uyardı. Son rapor, uluslararası toplumun konuya ilişkin bölünmüş tutumunu da yansıtıyor: Batılı ülkeler genellikle İsrail'in güvenlik kaygılarını dile getirirken, Arap ve Müslüman ülkeler çocuk tutuklamalarını sert biçimde kınıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) Filistin topraklarındaki duruma ilişkin soruşturması, bu tür tutuklamaları da kapsayabilir. Raporda ayrıca, tutuklu çocukların eğitim ve sağlık hizmetlerine erişiminin kısıtlı olduğu, bazılarının psikolojik travma yaşadığı vurgulanıyor. İsrail hapishanelerindeki Filistinli çocuk sayısına ilişkin bağımsız doğrulama güçlükle yapılabiliyor; zira İsrail yönetimi tutuklu sayılarına ilişkin şeffaf veri paylaşmıyor. Filistinli grupların verileri, çeşitli insan hakları örgütleri tarafından kısmen teyit edilmiş durumda. Son dönemde İsrail'de yargı reformu tartışmaları ve güvenlik politikalarındaki sertleşme, tutuklamaların artmasında etkili oldu. Ayrıca, Gazze'deki çatışmalar ve Batı Şeria'daki gerginlik, çocuk tutuklamalarının sayısını doğrudan etkiledi. Raporda, uluslararası toplumun çocuk hakları ihlallerine karşı daha etkili bir izleme mekanizması kurması çağrısı yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistinli çocukların tutukluluğunu uzun süredir insani bir trajedi olarak nitelendiriyor ve uluslararası platformlarda İsrail'e yönelik eleştirilerini dile getiriyor. Ankara, BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde çocuk hakları ihlallerinin soruşturulması için girişimlerde bulunabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Filistin'e yönelik insani yardımları ve siyasi desteği, bölgesel kamuoyunda geniş yankı uyandırıyor. Bu tür raporlar, Türkiye'nin Filistin davasındaki aktif diplomatik duruşunu güçlendirebilir; ancak İsrail ile son dönemde normalleşme adımları göz önüne alındığında, Ankara'nın denge politikası zorlu bir sınav verebilir. Türk dış politikası açısından, çocuk tutuklamalarına ilişkin uluslararası baskının artması, Filistin konusunda ortak hareket eden ülkelerle işbirliği imkânı yaratabilir.