Aralık 2024'te Beşşar Esad rejiminin çöküşü, Suriye için bir dönemin sonu olarak görülüyordu. Elli yılı aşkın hanedan yönetimi ve yaklaşık on dört yıllık iç savaşın ardından Suriye, nihayet nadir bir tarihi fırsatla karşı karşıya kaldı: paramparça olmuş bir devleti yeniden inşa etme, egemenliği tesis etme ve toprak bütünlüğünü sağlama ihtimali. Ancak bu umutlar, yeni tampon bölge planları ve fiili işgallerin gölgesinde kaldı. Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin, güneyinde ise İsrail'in oluşturduğu askeri varlık, ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit ediyor.
Rejim çöküşü ve güç boşluğu
Esad rejiminin 2024 sonundaki çöküşü, beklenmedik bir hızla gerçekleşti. Rusya ve İran'ın desteğinin azalması, iç cephedeki çatlaklar ve muhalif grupların koordineli saldırıları, rejimi birkaç hafta içinde yıktı. Şam'da geçici bir yönetim kurulurken, ülkenin büyük bölümü silahlı grupların ve dış güçlerin kontrolüne geçti. Bu güç boşluğu, komşu ülkeler için hem fırsat hem de tehdit oluşturuyor.
Türkiye, sınırının hemen güneyinde PKK/YPG varlığına karşı yeni bir tampon bölge oluşturmak için harekete geçti. Ankara, bu bölgenin terör tehdidini sıfırlayacağını ve Suriyeli mültecilerin güvenli geri dönüşünü sağlayacağını savunuyor. Ancak Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kürt gruplar, bu planı egemenliklerine yönelik bir tehdit olarak görüyor. Türkiye'nin daha önce Afrin ve İdlib'de oluşturduğu modeller, tampon bölgelerin zamanla fiili işgale dönüşebileceğini gösteriyor.
İsrail'in Golan hamlesi
Güneyde ise İsrail, Golan Tepeleri'ndeki işgalini genişletme sinyalleri veriyor. Rejim çöküşünün hemen ardından İsrail ordusu, tampon bölge olarak tanımladığı alanı genişletti ve yeni askeri noktalar kurdu. Netanyahu hükümeti, bu hamleyi İran yanlısı milislerin Suriye topraklarına sızmasını engellemek olarak açıklasa da, uluslararası hukuk açısından bu bir toprak işgali anlamına geliyor. Birleşmiş Milletler, İsrail'in bu adımını kınarken, ABD'nin net bir tavır almaması dikkat çekiyor.
İsrail'in Golan'daki varlığı, Suriye'nin egemenliğine yönelik en büyük tehditlerden biri. 1967'den beri işgal altında olan bölge, 1981'de fiilen ilhak edilmişti. Şimdi ise İsrail, rejim çöküşünü fırsat bilerek tampon bölgeyi kalıcı hale getirmeye çalışıyor. Bu durum, Suriye'nin güneyinde istikrarı zorlaştırırken, bölgesel bir çatışmayı tetikleme riski taşıyor.
Uluslararası toplum, Suriye'nin toprak bütünlüğünü koruma söyleminde birleşse de, sahada bu ilkeyi hayata geçirecek somut adımlar atılmıyor. Rusya'nın etkisinin azalması, ABD'nin çekilme süreci ve bölgesel aktörlerin kendi çıkarlarını öncelemesi, Suriye'de yeni bir dondurulmuş çatışma dönemine yol açabilir. Tampon bölgeler, kısa vadede güvenlik sağlasa da, uzun vadede kalıcı işgallere dönüşme potansiyeli taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suriye'nin kuzeyinde oluşturmayı planladığı tampon bölge ile iki temel hedefe ulaşmayı amaçlıyor: sınır güvenliğini sağlamak ve Suriyeli mültecilerin gönüllü geri dönüşünü hızlandırmak. Ancak bu politika, PKK/YPG ile mücadelede başarılı olsa da, Suriye'nin toprak bütünlüğü ilkesiyle çelişiyor ve uluslararası toplumda eleştiri topluyor. Türkiye'nin, tampon bölgenin kalıcı bir işgale dönüşmemesi için net bir takvim ve uluslararası garanti mekanizması oluşturması gerekiyor. Aksi takdirde, Suriye'nin kuzeyi, tıpkı Golan gibi, uzun yıllar sürecek bir ihtilafın merkezi haline gelebilir. Bu durum, Türkiye'nin bölgesel itibarını zedeleyebilir ve mülteci sorununun çözümünü de geciktirebilir.