Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdat'ın 2025 yılı başlarında gerçekleştirdiği Beyrut ziyareti, Lübnan'daki Hizbullah hareketiyle Şam arasında ABD baskısının arttığı bir dönemde temkinli bir iletişim kanalı açtı. Ziyaret, Suriye'nin savaş sonrası yeniden yapılanma sürecinde bölgesel aktörlerle ilişkilerini normalleştirme çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Mikdat, Lübnanlı mevkidaşı Abdullah Bu Habib ile bir araya gelirken, görüşmelerin ana gündem maddesinin iki ülke arasındaki sınır güvenliği ve mülteci sorunu olduğu belirtiliyor. Ancak diplomatik kaynaklar, ziyaretin perde arkasında Hizbullah'ın Suriye'deki askeri varlığı ve İran'ın bölgesel etkisi konularının da ele alındığını aktarıyor. Bu gelişme, ABD'nin Suriye'ye yönelik yaptırımlarını sıkılaştırdığı ve Tahran'la nükleer müzakerelerin kilitlendiği bir döneme denk geliyor.
Gelişmenin arka planı: Suriye-Hizbullah ilişkileri ve ABD baskısı
Suriye iç savaşının başladığı 2011 yılından bu yana Hizbullah, Beşar Esad rejiminin en önemli askeri müttefiklerinden biri oldu. İran'ın desteğiyle binlerce savaşçısını Suriye'ye gönderen Hizbullah, muhalif gruplara karşı kazanılan zaferlerde kritik rol oynadı. Ancak savaşın seyrinin değişmesi ve Esad yönetiminin yeniden kontrolü sağlamasıyla birlikte, Şam ile Tahran arasındaki ittifakın doğası da dönüşüme uğradı. Son yıllarda Suriye, Arap Birliği'ne yeniden kabul edilme ve bölgesel ülkelerle ilişkilerini normalleştirme çabası içinde. Bu süreçte ABD, 2020'de yürürlüğe koyduğu Sezar Yasası kapsamında, Suriye ile ticari ve diplomatik ilişkileri engellemeye çalışıyor. Özellikle Hizbullah ve İran'ın Suriye'deki varlığı, Washington'un Şam'a yönelik yaptırımlarının merkezinde yer alıyor. Mikdat'ın Beyrut ziyareti, tam da bu noktada, Suriye'nin Hizbullah'la bağlarını tamamen kesmeden, uluslararası meşruiyet arayışını sürdürme stratejisinin bir yansıması olarak görülüyor.
Bölgesel boyut: Lübnan ve Ortadoğu'da yeni denklem
Lübnan, 2019'dan bu yana derin bir ekonomik ve siyasi krizle boğuşuyor. Ülkede cumhurbaşkanlığı makamı aylardır boş durumda ve hükümet kurma çabaları sonuçsuz kalıyor. Bu kaotik ortamda Hizbullah'ın siyasi ve askeri gücü, Lübnan'daki dengeleri belirleyen temel unsur konumunda. Suriye Dışişleri Bakanı'nın ziyareti, Hizbullah'ın Lübnan'daki siyasi nüfuzunu pekiştirirken, aynı zamanda Şam'ın Tahran'dan bağımsız bir dış politika izleme kapasitesini test etmesi açısından önem taşıyor. Öte yandan, İsrail'in Suriye'deki İran hedeflerine yönelik saldırıları son dönemde arttı. Bu saldırılar, Hizbullah'ın Suriye'deki lojistik hatlarını tehdit ederken, Şam'ın Tahran'la ilişkilerini yeniden gözden geçirmesine neden oluyor. Bölgesel uzmanlar, Mikdat'ın ziyaretinin, İran'ın Lübnan ve Suriye üzerindeki etkisini kırmaya yönelik Arap ülkelerinin girişimleriyle aynı döneme denk gelmesine dikkat çekiyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, son aylarda Şam'la yeniden angajman kurmaya başlarken, bu ülkelerin Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik talepleri Suriye'yi zor durumda bırakabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Suriye politikası açısından kritik bir döneme işaret ediyor. Ankara, Esad rejimiyle normalleşme görüşmelerini sürdürürken, Hizbullah'ın Suriye'deki varlığı Türkiye'nin kuzey Suriye'deki askeri operasyonları ve PKK/YPG'yle mücadelesi üzerinde doğrudan etkili bir faktör. Şam'ın Hizbullah'la bağlarını korurken Ankara'yla diyalog kurması, Türkiye'nin İran etkisini sınırlama hedefiyle çelişebilir. Ayrıca, Lübnan'daki istikrarsızlık, Akdeniz'deki enerji kaynakları ve Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları mücadelesinde Türkiye'nin pozisyonunu da etkileyebilir. Türkiye, bu süreçte bölgesel denklemdeki yerini korumak için hem ABD'yle hem de Rusya ve İran'la temaslarını artırmak zorunda kalabilir.