Sudan’da sivil toplum örgütleri ve vahşete maruz kalan kurbanlar, ülkenin batısındaki El-Faşer kentinde Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (RSF) işlediği iddia edilen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarda Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) rolünün Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) tarafından soruşturulması için resmi başvuruda bulundu. Başvuruda, BAE’nin RSF’ye silah, lojistik destek ve istihbarat sağladığı, bunun da El-Faşer’de etnik temizlik ve sivillere yönelik saldırılara doğrudan katkıda bulunduğu öne sürülüyor. Sudan’daki çatışma Nisan 2023’te Sudan Silahlı Kuvvetleri ile RSF arasında başlamış, özellikle Darfur bölgesinde yoğunlaşan çatışmalarda binlerce sivil hayatını kaybetmiş, milyonlarca kişi yerinden edilmişti. ICC’nin daha önce Darfur’daki soykırım ve savaş suçlarıyla ilgili soruşturma yürüttüğü biliniyor, ancak bu başvuru ilk kez bir dış devletin doğrudan soruşturma kapsamına alınmasını talep ediyor.
Gelişmenin arka planı: RSF’nin El-Faşer’deki vahşeti ve BAE bağlantısı
El-Faşer, Kuzey Darfur eyaletinin başkenti ve bölgenin en büyük kentlerinden biri. Nisan 2023’te patlak veren iç savaştan bu yana RSF, kenti kuşatma altında tutuyor. Sivil toplum kuruluşlarının raporlarına göre, RSF milisleri El-Faşer’de sistematik olarak sivilleri hedef alıyor, toplu infazlar, tecavüz ve yağmalama gibi eylemler gerçekleştiriyor. Özellikle Masalit, Zaghawa ve Fur gibi etnik gruplara yönelik saldırıların etnik temizlik boyutuna ulaştığı belirtiliyor. Kurbanların ICC’ye sunduğu dilekçede, BAE’nin RSF’ye askeri ekipman, yakıt ve tıbbi malzeme sağladığı, ayrıca Çad üzerinden lojistik bir koridor oluşturduğu iddia ediliyor. BAE daha önce Sudan’daki taraflara silah sağladığı yönündeki suçlamaları reddetmiş, ancak birçok bağımsız rapor BAE’nin RSF ile bağlantılı olduğuna dair kanıtlar sunuyor. Birleşmiş Milletler Uzmanlar Paneli’nin 2024 raporunda, BAE menşeli silahların RSF’nin elinde olduğuna dair bulgular yer almıştı. ICC Savcısı Kerim Khan, Darfur’daki durumu yakından takip ettiğini açıklasa da, üçüncü bir devlet hakkında soruşturma başlatmak için mahkemenin yetkisi sınırlı. Ancak kurbanların avukatları, ICC’nin eski Yugoslavya ve Ruanda örneklerinde olduğu gibi, dış destek sağlayan devletleri de kapsayacak şekilde yargı yetkisini genişletebileceğini savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Afrika Boynuzu’nda güç mücadelesi
BAE’nin RSF’ye verdiği iddia edilen destek, yalnızca Sudan’daki iç savaşı değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini de etkiliyor. BAE, son yıllarda Afrika Boynuzu’nda askeri üsler kurarak ve çeşitli silahlı gruplarla iş birliği yaparak nüfuzunu artırmaya çalışıyor. Özellikle Yemen’deki savaştan sonra Körfez ülkeleri, Sudan’ı stratejik bir müttefik olarak görüyor. BAE’nin RSF’ye desteği, Sudan’ın askeri yönetimi ile arasında gerilime neden olurken, aynı zamanda Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında bir güç rekabetini de körüklüyor. Mısır, Sudan’da meşru hükümeti desteklerken, BAE’nin RSF’ye yakınlığı, Kızıldeniz’deki jeopolitik çıkarlarını tehdit ediyor. Öte yandan Rusya’nın Wagner grubu da RSF ile bağlantılı olmakla suçlanıyor; BAE’nin bu gruba yönelik iddiaları da ayrı bir tartışma konusu. ICC’nin konuyu ele alması durumunda, bölgesel güçlerin Sudan’daki vekalet savaşı daha da karmaşık hale gelecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sudan’daki çatışma, Türkiye’nin Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz’deki stratejik çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, Sudan’da askeri eğitim anlaşmaları ve Suakin Adası’nda imtiyazlı haklara sahip; ayrıca Türk şirketleri inşaat ve enerji sektörlerinde faaliyet gösteriyor. ICC’nin BAE’yi soruşturması, Ankara için çifte standartları eleştirme fırsatı yaratabilir, ancak aynı zamanda Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle ilişkilerinde dikkatli bir denge politikası izlemesini gerektiriyor. BAE’ye yönelik bir soruşturma, Türkiye’nin Sudan’daki nüfuz mücadelesinde elini güçlendirebilir; ancak BAE’nin Türkiye ile ticari ve siyasi bağları da göz önüne alındığında, Ankara’nın tutumu ölçülü olacaktır. Bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye’nin Kızıldeniz’deki deniz güvenliği ve enerji koridorlarındaki çıkarlarını tehdit ediyor; bu nedenle Ankara, çatışmanın sona erdirilmesi için diplomatik girişimleri destekliyor.