Sudan’da Nisan 2023’te patlak veren iç savaş, ülkeyi insani felaketin eşiğine getirdi. Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) olarak bilinen milis grubu ile Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) arasındaki çatışmalar devam ederken, son haftalarda RSF saflarından orduya yönelen üst düzey firarlar dikkat çekiyor. İnsan hakları örgütleri, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) RSF’ye lojistik ve silah desteği sağladığını belirtiyor. Bu iddialar, savaşın bölgesel bir vekalet savaşına dönüştüğü yorumlarını güçlendiriyor. Sivil nüfus ise her iki tarafın da saldırıları arasında ağır bedel ödüyor; milyonlarca kişi yerinden edilmiş durumda.
RSF’deki üst düzey firarlar ve paralı asker ağı
RSF’nin üst düzey komutanlarından bazıları, son aylarda Sudan ordusuna katılmak için saf değiştirdi. Bu firarlar, RSF içindeki hizip çatışmalarının ve savaşın gidişatına dair memnuniyetsizliğin bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Örneğin, RSF’nin Darfur bölgesindeki kilit isimlerinden biri olan Komutan Musa Hilal’in yeğeni, geçtiğimiz haftalarda orduya sığındı. Bu tür firarların sayısı arttıkça RSF’nin askeri kapasitesi zayıflarken, ordu ise istihbarat avantajı elde ediyor.
Öte yandan, insan hakları raporlarına göre RSF, savaşta Rusya’nın Wagner Grubu’na bağlı paralı askerlerden yoğun şekilde yararlanıyor. Bu paralı askerlerin özellikle Hartum ve Darfur bölgelerindeki çatışmalarda aktif rol oynadığı bildiriliyor. BM raporları, Wagner’in Sudan’daki altın madenleri üzerinden finansman sağladığını da belgeliyor. Paralı asker kullanımı, savaşta sivillerin hedef alınması ve insan hakları ihlallerinin artmasına neden oluyor.
Bölgesel güç mücadelesi ve BAE’nin rolü
BAE’nin RSF’ye destek verdiği iddiaları, bölgesel jeopolitik rekabetin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. BAE, Suudi Arabistan ve Mısır gibi aktörlerin Sudan’daki nüfuz mücadelesi, savaşı daha da karmaşık hale getiriyor. BAE’nin RSF’ye askeri ekipman, yakıt ve para sağladığına dair raporlar, uluslararası toplumun tepkisini çekiyor. Ancak BAE bu iddiaları düzenli olarak reddediyor. Sudan ordusu ise BAE’yi savaşı kışkırtmakla suçluyor.
Sudan’daki çatışma, bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. Komşu ülkeler Etiyopya, Çad ve Güney Sudan’a mülteci akını hızla devam ediyor. BM verilerine göre, 8,6 milyon kişi acil insani yardıma muhtaç durumda. Ayrıca, savaşın uzaması durumunda Kızıldeniz’deki ticaret yollarının güvenliğinin tehlikeye girebileceği belirtiliyor. Uluslararası toplum, ateşkes çağrılarına rağmen kalıcı bir çözüm bulmakta zorlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sudan’daki iç savaş, Türkiye’nin Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’ndaki stratejik çıkarlarını doğrudan ilgilendirmektedir. Türkiye, Sudan ile tarihsel bağlara sahip olup, askeri eğitim anlaşmaları ve yatırımlar (özellikle tarım ve altyapı) yoluyla ülkede varlık göstermektedir. Çatışmaların uzaması, Türk yatırımlarının güvenliğini tehdit ederken, bölgedeki insani kriz Türkiye’nin kalkınma yardımlarını da etkileyebilir. Ayrıca, paralı askerlerin varlığı ve bölgesel vekalet savaşının derinleşmesi, Türkiye’nin istikrarsızlıkla mücadele çabalarını zora sokabilir. Bu nedenle, Ankara’nın taraflar arasında arabuluculuk girişimlerini artırması ve insani yardım koridorlarının açılması için uluslararası platformlarda aktif rol alması beklenmektedir.