Sudan'ın başkenti Hartum'da 19 Ekim'de düzenlenen insansız hava aracı (drone) saldırısında üç çocuk hayatını kaybetti. Sivillere yönelik şiddeti takip eden Acil Avukatlar (Emergency Lawyers) grubunun açıklamasına göre, saldırı başkentin yoğun yerleşim bölgelerinden birinde meydana geldi. Aynı gün Kordofan bölgesinde de devam eden çatışmalarda onlarca sivilin öldüğü belirtildi. Olay, Sudan'da Nisan 2023'ten bu yana süren iç savaşın sivil halk üzerindeki yıkıcı etkisini bir kez daha gözler önüne serdi.
Savaşın arka planı ve sivil kayıplar
Sudan'da ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasındaki çatışmalar 15 Nisan 2023'te başladı. O tarihten bu yana ülke genelinde on binlerce kişi hayatını kaybederken, milyonlarca insan yerinden edildi. Birleşmiş Milletler verilerine göre, çatışmalar nedeniyle 7 milyondan fazla kişi ülke içinde yer değiştirmek zorunda kaldı; 1,5 milyondan fazla kişi ise komşu ülkelere sığındı. Hartum, savaşın ilk aylarından itibaren yoğun çatışmalara sahne oldu ve kent büyük ölçüde harabeye döndü.
Acil Avukatlar, sivillere yönelik saldırıları belgeleyen ve uluslararası kamuoyuna duyuran bir grup. Örgüt, son saldırıda üç çocuğun öldüğünü doğrularken, saldırının sorumluluğunu henüz üstlenen olmadı. Ancak bölgedeki kaynaklar, son dönemde özellikle başkent ve çevresinde drone saldırılarının arttığını belirtiyor. Kordofan bölgesinde ise haftalardır süren çatışmalar nedeniyle sivil ölümleri tırmanıyor. Bölgedeki sağlık tesisleri büyük ölçüde çalışamaz durumda ve yaralılara ulaşmak güçleşiyor.
İnsani kriz derinleşiyor
Sudan'da savaş, ülkenin zaten kırılgan olan sağlık, eğitim ve altyapı sistemini çökertti. Hartum'da su ve elektrik kesintileri günlük yaşamı felç etmiş durumda. Hastanelerin çoğu ya bombalanmış ya da yakıt ve tıbbi malzeme yetersizliği nedeniyle hizmet veremiyor. BM ve yardım kuruluşları, ülke nüfusunun yaklaşık yarısının acil insani yardıma ihtiyaç duyduğunu açıkladı. Özellikle çocuklar, yetersiz beslenme ve salgın hastalıklar açısından büyük risk altında.
Uluslararası toplum, Sudan'daki krize yönelik çağrılarını sürdürüyor ancak etkili bir müdahale mekanizması oluşturulamadı. BM Güvenlik Konseyi'nde yapılan görüşmelerden somut sonuç çıkmazken, bölgesel aktörlerin arabuluculuk çabaları da sınırlı kaldı. Sudan ordusu ile RSF arasında Cidde'de yürütülen müzakereler ise defalarca kesintiye uğradı. Uzmanlar, tarafların sivilleri hedef alan saldırıları uluslararası hukuk açısından savaş suçu teşkil edebileceğine dikkat çekiyor.
Drone saldırıları ve yeni savaş dinamikleri
Sudan'daki çatışmada insansız hava araçlarının kullanımı son aylarda belirgin şekilde arttı. Askeri uzmanlara göre, hem ordu hem de RSF, keşif ve saldırı amacıyla drone kullanıyor. Ancak bu araçların sivil yerleşim bölgelerinde kullanılması, ayrım gözetmeksizin yapılan saldırıları beraberinde getiriyor. Hartum'daki son saldırıda çocukların ölmesi, drone savaşının yarattığı insani riskleri bir kez daha ortaya koydu.
Kordofan bölgesi ise son haftalarda yoğun çatışmalara sahne oluyor. Bölgede bulunan köylerde yaşayan siviller, evlerini terk etmek zorunda kalıyor. Yerel kaynaklar, özellikle kadın ve çocukların ağırlıkta olduğu onlarca sivilin hayatını kaybettiğini aktarıyor. Yardım konvoylarının bölgeye ulaşması ise güvenlik nedeniyle gecikiyor. Bu durum, bölgede yaşayan yüz binlerce insanı açlık ve hastalık tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Sudan'daki iç savaş, yalnızca ülke içinde değil, bölgesel istikrar açısından da ciddi bir tehdit oluşturuyor. Çad, Mısır, Güney Sudan ve Etiyopya gibi komşu ülkeler, sığınmacı akını ve silahlı grupların sızma riskiyle karşı karşıya. Ayrıca savaş, Kızıldeniz ticaret yollarını ve bölgesel enerji hatlarını dolaylı olarak etkiliyor. Uluslararası güçlerin Sudan'da farklı grupları desteklemesi, çatışmanın vekalet savaşına dönüşme riskini artırıyor.
BM ve insan hakları örgütleri, sivillere yönelik saldırıların soruşturulması çağrısında bulunuyor. Ancak uluslararası toplumun Sudan konusundaki bölünmüşlüğü, etkili bir hesap verebilirlik mekanizmasının kurulmasını engelliyor. Öte yandan insani yardım kuruluşları, artan ihtiyaçlara rağmen yeterli fon bulmakta zorlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Sudan'da uzun yıllardır insani yardım ve kalkınma projeleri yürüten bir ülke. Savaşın başından bu yana TİKA ve Kızılay aracılığıyla bölgeye yardım ulaştırılıyor. Ancak çatışmaların şiddetlenmesi, Türkiye'nin insani erişimini zorlaştırıyor. Ayrıca Sudan, Türkiye'nin Afrika açılımında stratejik bir ortak konumunda. İstikrarsızlığın derinleşmesi, Türkiye'nin bölgedeki ekonomik ve diplomatik yatırımlarını riske atabilir. Türkiye'nin Libya ve Somali'deki deneyimleri, aktif arabuluculuk ve insani diplomasi konusunda birikim sağlıyor. Son saldırılar, Ankara'nın Sudan'da ateşkes ve siyasi çözüm için daha fazla inisiyatif alması gerektiğini gösteriyor. Aksi halde sivil kayıplar artacak ve bölgesel göç dalgası Türkiye'yi de etkileyebilecek.