ABD'nin başkenti Washington DC'de geçen yıl Ulusal Muhafız askerlerini takip ederken cep telefonundan “Star Wars” film müziği çalan bir kişinin gözaltına alınmasıyla ilgili açtığı tazminat davası, kent yönetimi ile varılan uzlaşma sonucu sona erdi. Sam O'Hara adlı aktivist, Ekim 2020'de federal mahkemeye sunduğu şikâyet dilekçesinde, dört polis memurunun anayasal haklarını ihlal ettiğini öne sürmüştü. O'Hara, 1 Haziran 2020'de, George Floyd'un öldürülmesinin ardından başlayan protestolar sırasında, Ulusal Muhafız birliklerini Beyaz Saray yakınlarında takip ederken telefonundan “Star Wars” serisinin ikonik müziğini çaldığı için durdurulduğunu, ardından kelepçelenerek bir polis aracına bindirildiğini ve yaklaşık 10 dakika boyunca özgürlüğünden mahrum bırakıldığını iddia etti. DC Belediyesi, davayı uzatmamak adına O'Hara'ya maddi tazminat ödemeyi kabul etti. Anlaşma şartları gizli tutulurken, O'Hara'nın avukatı uzlaşmanın hem müvekkilinin zararını karşıladığını hem de polisin keyfi müdahalelerine karşı bir uyarı niteliği taşıdığını belirtti.
Olay, ABD'de polis şiddeti ve ifade özgürlüğü tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde meydana gelmişti. 25 Mayıs 2020'de Minneapolis'te George Floyd'un polis tarafından öldürülmesi, ülke çapında kitlesel protestolara yol açmış, birçok kentte Ulusal Muhafız birlikleri göreve çağrılmıştı. Washington DC'de de binlerce kişi sokağa dökülmüş, Beyaz Saray çevresinde güvenlik önlemleri artırılmıştı. O'Hara, bu kaotik ortamda, askerlerin hareketlerini belgelemek amacıyla onları takip ettiğini söylüyor. “Star Wars” müziğini çalmasının ise tamamen sembolik olduğunu, bir tür sivil itaatsizlik ve mizah unsuru taşıdığını ifade ediyor. Polis ise O'Hara'nın askerlerin konsantrasyonunu bozduğu ve olası bir güvenlik riski oluşturduğu gerekçesiyle müdahale ettiğini savunmuştu. Ancak mahkeme süreci, polisin bu müdahalesinin orantısız olduğu yönünde bulgular ortaya çıkardı.
Gelişmenin arka planı
Sam O'Hara'nın başına gelenler, ABD'de polisin protestoculara yönelik tutumunu yeniden gündeme taşıdı. Özellikle George Floyd protestoları sırasında birçok eyalette asker ve polisin sert müdahaleleri eleştirilmiş, bazı durumlarda barışçıl göstericilerin keyfi şekilde gözaltına alındığı iddia edilmişti. O'Hara'nın davası, bu bağlamda sembolik bir önem taşıyor. Avukatına göre, müvekkilinin tek suçu, bir film müziği çalarak askerleri rahatsız etmekti. Oysa ABD Anayasası'nın Birinci Ek Maddesi, ifade özgürlüğünü geniş kapsamda koruyor. Mahkeme sürecinde, polisin O'Hara'yı durdurmak için yeterli şüpheye sahip olup olmadığı tartışıldı. Uzmanlar, bir kişinin müzik çalmasının tek başına suç teşkil etmediğini, bu nedenle müdahalenin hukuki dayanağının zayıf olduğunu vurguladı. Uzlaşma, DC Belediyesi'nin bu hatayı kabul ettiği anlamına geliyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu dava, ABD'de polis reformu tartışmalarının sürdüğü bir döneme denk geldi. Joe Biden yönetimi, polis teşkilatlarında hesap verebilirliği artıracak yasal düzenlemeler için Kongre'de girişimlerde bulunuyor. Ancak Cumhuriyetçilerin direnişi nedeniyle kapsamlı bir reform henüz hayata geçirilemedi. O'Hara davası, bireysel bir hukuk zaferi olarak görülmekle birlikte, sistemik sorunların çözümü için yeterli olmadığı yorumları yapılıyor. Uluslararası alanda ise ABD'nin polis şiddeti ve ifade özgürlüğü konusundaki sıkıntıları, ülkenin insan hakları siciline yönelik eleştirileri artırıyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, ABD'ye polis teşkilatlarında reform yapması çağrısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD'deki polis şiddeti ve ifade özgürlüğü tartışmalarını yakından izliyor. Bu dava doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, benzer olayların küresel etkisi söz konusu. Özellikle ABD'nin kendi iç işlerinde yaşadığı bu tür hukuki süreçler, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu birçok ülkeye polis ve asker müdahalelerinde hukuki sınırların önemini hatırlatıyor. Ayrıca, ifade özgürlüğü konusunda uluslararası standartların belirlenmesi, Türkiye'nin AB sürecinde dikkate aldığı kriterler arasında yer alıyor. Bu nedenle, ABD'deki gelişmeler dolaylı da olsa Türkiye'deki hukuk reformları ve insan hakları tartışmalarına referans oluşturabiliyor.