Son dönemde ABD'de, özellikle ilerici çevrelerde kadınlara yönelik artan bir düşmanlık olduğu iddiası gündeme geldi. Kadın hakları savunucusu ve Moms Demand Action kurucusu Shannon Watts, The Bulwark'ta kaleme aldığı yazıda, sol eğilimli seçmenler arasında kadınlara karşı giderek büyüyen bir öfke ve dışlama eğilimi gözlemlediğini belirtti. Watts'ın analizi, sadece ABD siyasetinde değil, gelişmiş demokrasilerde de yankı uyandıracak bir tartışma başlattı. Özellikle 2024 seçimleri öncesinde toplumsal cinsiyet temelli siyasi kutuplaşmanın derinleştiği bir dönemde, bu tespitler daha da kritik hale geliyor.
Gelişmenin arka planı: Artan düşmanlık ve yabancılaşma
Watts, yazısında artık birçok ilerici erkeğin kamusal alanda kadın haklarına destek vermekten çekindiğini, hatta bazı çevrelerde kadınların siyasi taleplerinin “abartılı” bulunduğunu ifade ediyor. Bu durumun, hareketin tabanında bir yıpranmaya yol açtığını, özellikle genç kadın seçmenlerin sol partilere olan ilgisinin azalmasına neden olduğunu iddia ediyor. Watts'a göre, internet trolleri ve sosyal medya platformlarında yayılan anti-feminist söylemler, sol içinde de görünür hale gelmiş durumda. The Bulwark'ta yayımlanan yazı, ayrıca Graham Platner isimli bir aktivistin kadınlara yönelik taciz iddialarının ardından ilerici gruplar tarafından dışlanmasına da atıfta bulunuyor. Bu olay, sol içinde kadın düşmanlığı konusunda bir kırılma noktası olarak görülüyor.
Killing Baby Hitler tartışması ve ideolojik derinlik
Michael Tomasky’nin aynı mecrada kaleme aldığı Killing Baby Hitler başlıklı yazısı ise tartışmayı daha felsefi bir boyuta taşıyor. Tomasky, genç kadınların sol partilere yabancılaşmasının, partilerin “kimlik siyaseti” yerine ekonomik ve güvenlik odaklı politikalara yönelmesiyle açıklanamayacağını savunuyor. Ona göre sorun, solun ‘tarihsel suçluluk’ söylemlerinin aşırıya kaçması ve kadınları sürekli ‘mağdur’ konumuna yerleştirmesinden kaynaklanıyor. Tomasky, bu durumun kadınların siyasi öznelliğini zayıflattığını ve onları pasifleştirdiğini iddia ediyor. Yazı, birçok ilerici seçmenin, partilerin kadın haklarına dair sözlerinin eyleme dönüşmediğini düşündüğüne dikkat çekiyor. ABD’de kadınların ücret adaleti, çocuk bakımı ve sağlık hizmetlerine erişim gibi konulardaki taleplerinin karşılanmaması, hayal kırıklığına yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'de kadın hakları ve siyasi temsil tartışmaları açısından dolaylı fakat önemli ipuçları barındırıyor. ABD'de ilerici hareketlerin kadınları uzaklaştırması, benzer bir dinamikle Türkiye'de de sol-sosyalist partilerin toplumsal cinsiyet politikalarını yeniden gözden geçirmesi gerektiğini düşündürüyor. Küresel ölçekte kadın muhalefetinin azalması, demokratik katılım ve enerji dönüşümü gibi konularda ortak hareket etme kapasitesini zayıflatabilir. Türkiye gibi kadınların iş gücüne katılım oranlarının düşük olduğu bir ülkede, bu tür kutuplaşmaların kadınların siyasetten soğumasına neden olmaması için yerel aktörlerin kapsayıcı dil geliştirmesi kritik önem taşıyor.