Michigan'ın önemli yerel seçimlerinde, siyah seçmen kitlesinin sol eğilimli adaylara karşı gösterdiği tepki dikkat çekiyor. Özellikle de eski bir sağlık görevlisi ve solun yükselen ismi olarak bilinen Abdul El-Sayed'in aday olduğu yarışta, siyah seçmenlerin büyük bir kısmının onun karşısındaki adaya yöneldiği görülüyor. Bu durum, daha önce Graham Platner ve Darializa Avila Chevalier gibi adayların yarıştığı seçimlerde de benzer şekilde kendini göstermişti. Her seçimde, siyah seçmenlerin sosyalist veya aşırı solcu olarak tanımlanan adaylara sıcak bakmadığı verisi ortaya çıkıyor.
Bu eğilim, yalnızca Michigan’a özgü değil; ülke genelinde Demokrat Parti ön seçimlerinde ve yerel seçimlerde benzer bir patern izleniyor. Siyah seçmenlerin, parti içindeki ilerici/sol kanat adaylarına kıyasla daha merkezdeki, pragmatik adayları tercih ettiği anketlerle de destekleniyor. El-Sayed gibi isimlerin Medicare for All gibi aşırı sol politikalarının, siyah topluluk arasında yeterli desteği bulamadığı belirtiliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Abdul El-Sayed, Michigan'da sağlık alanındaki çalışmalarıyla tanınan bir isim olmasına rağmen, sosyalist kimliği ve aşırı sol söylemleri nedeniyle siyah seçmenlerin güvenini kazanamıyor. Özellikle Detroit gibi büyük siyah nüfusa sahip şehirlerde, El-Sayed'in 'radikal' olarak algılanan politikaları yerine, daha ılımlı adaylara yönelim var. Bu durum, 2020 başkanlık seçimlerinde de Bernie Sanders'ın siyah seçmenlerden yeterli desteği alamamasıyla paralellik gösteriyor. Michigan'daki bu seçim, solun siyah topluluk içindeki sınırlı etkisini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Michigan, özellikle otomotiv endüstrisi ve sendikaların güçlü olduğu bir eyalet olarak bilinir. Burada siyah seçmenlerin solcu adaylara karşı mesafeli duruşu, yalnızca eyalet içi dinamikleri değil, aynı zamanda ulusal Demokrat Parti'nin stratejilerini de etkiliyor. Eğer sol kanat adaylar siyah seçmenleri ikna edemezse, genel seçimlerde Cumhuriyetçilere karşı kaybetme riski artıyor. Küresel ölçekte ise, bu durum, batılı demokrasilerde aşırı sol hareketlerin etnik azınlıklar nezdinde meşruiyet sorunu yaşadığını gösteriyor. Fransa, Almanya gibi ülkelerde de benzer eğilimler gözlemleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, ABD’deki etnik toplulukların siyasi tercihlerinin sandığa nasıl yansıdığını göstermesi açısından önemli. Türkiye’nin Batı’daki lobi faaliyetleri ve diasporası düşünüldüğünde, ABD’deki azınlık gruplarının siyasi eğilimlerini anlamak, Türk-Amerikan toplumunun da benzer dinamiklerden etkilenebileceğini gösteriyor. Ayrıca, ABD’de solun siyah seçmenlerle kuramadığı bağ, Türkiye’nin dış politikada kullanabileceği bir alan olarak değerlendirilebilir. Ancak bu konuda doğrudan bir çıkarım yapmak zor.