Singapur'daki 2026 Shangri-La Diyaloğu, ABD'nin Asya-Pasifik'teki güvenlik taahhütlerinde kademeli bir geri çekilme sinyali vermesiyle, müttefiklerin ve ortakların kendi aralarında inşa ettiği mekanizmaların ön plana çıktığı bir dönüm noktası oldu. Tıpkı ABD'nin Trans-Pasifik Ortaklığı'ndan (TPP) çekilmesinin ardından CPTPP'nin (Kapsamlı ve İlerici Trans-Pasifik Ortaklığı) yükselmesi gibi, bölgesel güvenlik düzeninin bir sonraki aşaması da Washington'un bir adım geri çekildiği noktada müttefiklerin ne inşa ettiğiyle şekillenecek.
Gelişmenin Arka Planı
2026 yılının Haziran ayında gerçekleşen Shangri-La Diyaloğu, Asya-Pasifik bölgesinin en üst düzey güvenlik forumu olarak biliniyor. Bu yılki toplantıda ABD Savunma Bakanı, bölgedeki askeri varlığın kademeli olarak azaltılacağını ve müttefiklerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ima etti. Bu açıklama, özellikle Japonya, Avustralya ve Güney Kore gibi ABD'nin geleneksel müttefikleri arasında yeni bir işbirliği dalgasını tetikledi.
Toplantıda ele alınan konular arasında Güney Çin Denizi'ndeki seyrüsefer özgürlüğü, Kuzey Kore'nin nükleer tehdidi ve Tayvan Boğazı'ndaki gerilimler yer aldı. Ancak en dikkat çekici gelişme, ABD'nin liderlik rolünden çekilmesi durumunda bölgesel güvenliğin nasıl yeniden yapılandırılacağına dair tartışmalardı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Asya-Pasifik'teki güvenlik mimarisindeki bu dönüşüm, sadece bölgesel aktörleri değil, aynı zamanda küresel güç dengelerini de etkileyecek. Çin'in artan askeri kapasitesi ve iddialı dış politikası karşısında, ABD'nin geri çekilmesi Hindistan, Japonya ve Avustralya gibi ülkelerin kendi savunma işbirliklerini derinleştirmesine yol açıyor. Quad ve AUKUS gibi oluşumlar, ABD sonrası dönemde daha da önem kazanabilir.
CPTPP örneğinde olduğu gibi, ticaret anlaşmalarındaki bu tür dönüşümler güvenlik alanında da benzer bir model oluşturabilir. Müttefiklerin ortak tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve teknoloji transferi gibi alanlarda daha bağımsız adımlar atması bekleniyor. Ancak bu süreç, özellikle ABD'nin nükleer şemsiyesi olmadan caydırıcılığın nasıl sağlanacağı sorusunu gündeme getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Asya-Pasifik'te doğrudan taraf olmasa da, bu bölgedeki güvenlik dönüşümü küresel dengeleri etkileyerek Türkiye'yi de ilgilendiriyor. ABD'nin geri çekilmesi, Çin'in bölgedeki nüfuzunu artırabilir ve bu durum Türkiye'nin Orta Asya ve Kafkaslar'daki çıkarlarını doğrudan etkileyebilir. Ayrıca, NATO içinde yük paylaşımı tartışmalarını derinleştirecek bu süreç, Türkiye'nin kendi savunma sanayiini ve alternatif ittifak arayışlarını daha da önemli hale getiriyor. Türkiye, çok kutuplu dünyada pozisyonunu belirlerken, Asya-Pasifik'teki bu kaymayı yakından takip etmeli ve kendi bölgesel stratejilerini buna göre şekillendirmelidir.