ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, son haftalarda yaptığı açıklamalarla Amerika'nın uluslararası ekonomik politikasında yeni bir doktrinin sinyallerini veriyor. 'Ekonomik devlet sanatı' olarak adlandırdığı bu yaklaşım, Washington'un müttefiklerine ve rakiplerine yönelik yaptırım ve baskılarını meşru bir stratejik zemine oturtmayı amaçlıyor. Özellikle Orta Doğu'da İran ve bağlantılı aktörlere yönelik yaptırımların etkinliğini artırmayı hedefleyen bu doktrin, aynı zamanda Çin ve Rusya ile rekabette ekonomik araçların daha sistemli kullanılmasını öngörüyor. Bessent'in bu hamlesi, Biden yönetiminin 'değer odaklı dış politika' söylemiyle uyumlu görünse de, eleştirmenlere göre aslında ABD'nin küresel ekonomik hegemonyasını pekiştirme amacı taşıyor.
Yeni doktrinin temel ilkeleri
Bessent'in açıklamalarına göre 'ekonomik devlet sanatı', ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarını korumak için finansal yaptırımlar, ticaret kısıtlamaları ve dolar merkezli sistemin avantajlarını bir arada kullanmasını öngörüyor. Hazine Bakanı, bu yaklaşımın 'savaşın alternatifi' değil, 'savaşı önleme aracı' olduğunu vurguluyor. Doktrin kapsamında, özellikle terörizmin finansmanı, kara para aklama ve yasa dışı mal ticaretiyle mücadele gibi alanlarda uluslararası işbirliğinin artırılması hedefleniyor. Ancak uzmanlar, bu işbirliği çağrılarının aslında ABD'nin kendi ekonomik çıkarlarını küresel normlar olarak dayatma çabası olduğunu belirtiyor. Özellikle Orta Doğu ve Asya'da ABD dışı ödeme sistemlerinin yaygınlaşması, Washington'u endişelendiriyor.
Bessent'in planı, ABD Hazinesi'nin yaptırım uygulama kapasitesini artırmayı ve finansal istihbarat toplama mekanizmalarını güçlendirmeyi içeriyor. Bu çerçevede, İran, Kuzey Kore ve Rusya gibi ülkelere yönelik yaptırımların daha etkili bir şekilde izlenmesi ve bunlara uyumun sağlanması öngörülüyor. Ayrıca, ABD'nin müttefiklerinin de bu sisteme daha aktif katılımı teşvik edilecek.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Orta Doğu özelinde, Bessent'in doktrini İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikasının yeniden canlandırılması olarak yorumlanabilir. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ABD müttefiki Körfez ülkelerinin, İran bağlantılı kuruluşlarla finansal ilişkilerini kesmeye zorlanması muhtemel. Aynı zamanda, Çin'in Orta Doğu'daki artan ekonomik etkinliği, ABD'nin bu bölgedeki yaptırım rejimini delmek için bir araç olarak kullanılabiliyor. Bessent'in hamlesi, Pekin ile Washington arasında yeni bir gerilim alanı açabilir. Küresel ölçekte ise, dolar dışı ticaret sistemlerine yönelik ABD baskısı, BRICS ülkelerinin ortak para birimi girişimleri gibi alternatifleri hızlandırabilir.
Avrupa Birliği, ABD'nin yeni doktrinini endişeyle karşılıyor. Blok, özellikle İran'a yönelik yaptırımlarda Washington'un çizgisini takip etmek istemiyor. Almanya ve Fransa, ABD'nin ekonomik baskılarının Avrupa şirketlerine zarar verdiğini savunuyor. Bessent, bu endişeleri gidermek için müttefiklerle daha sıkı koordinasyon sözü verse de, geçmiş deneyimler ABD'nin kendi çıkarları söz konusu olduğunda müzakereye yanaşmadığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin 'ekonomik devlet sanatı' doktrini, Türkiye için doğrudan ve dolaylı tehditler barındırıyor. Türkiye, İran ve Rusya ile enerji ve ticaret alanında önemli bağlara sahip. Washington'un bu ülkelere yönelik yaptırımları sıkılaştırması, Türk şirketlerini ve bankacılık sistemini zora sokabilir. Ayrıca, ABD'nin müttefiklerinden uyum talep etmesi, Ankara'yı ekonomik diplomaside zor bir dengeye itiyor. Türkiye'nin BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü'ne yakınlaşması, dolar dışı ticaret arayışları, Bessent'in doktrininin hedefi haline gelebilir. Ancak, Türkiye aynı zamanda ABD ile NATO müttefiki olarak önemli bir konumda. Bu durum, Ankara'nın hem yaptırımlara direnme hem de Washington'la ilişkileri bozmama stratejisini zorluyor.