İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, ABD'nin 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (KOEP) çekilmesinin ardından taraflar arasında imzalanan mutabakat zaptındaki (MoU) yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde Tahran yönetiminin de anlaşmaya bağlı kalmayacağını duyurdu. Kenani, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, "ABD'nin MoU kapsamındaki taahhütlerini uygulamaması durumunda İran'ın da anlaşmanın diğer maddelerine riayet etmesi beklenmemelidir" ifadelerini kullandı. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018'de KOEP'ten tek taraflı çekilmesinin ardından başlatılan dolaylı müzakerelerin sonuçlanması için yapılan son diplomatik çabalara gölge düşürdü.
Gelişmenin arka planı
2015 yılında İran ile P5+1 ülkeleri (ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya ve Çin) arasında imzalanan KOEP, Tahran'ın nükleer programını kısıtlaması karşılığında ekonomik yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak Trump yönetimi 2018'de anlaşmadan çekilerek İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikasını başlattı ve ağır yaptırımlar uyguladı. Buna karşılık İran, uranyum zenginleştirme seviyesini yükselterek ve IAEA denetimlerine kısıtlama getirerek anlaşmadaki yükümlülüklerini askıya aldı.
Biden yönetimi göreve geldikten sonra anlaşmaya dönüş için dolaylı müzakerelere başlandı. Viyana'da yürütülen görüşmelerde taraflar, anlaşmanın yeniden canlandırılması için bir çerçeve üzerinde anlaştı. Ancak İran, ABD'nin eski yönetim döneminde uyguladığı bazı yaptırımların kaldırılmasını ve nükleer programına ilişkin garantiler talep ediyor. Bu kapsamda imzalanan mutabakat zaptı, tarafların karşılıklı taahhütlerini içeriyor ancak Kenani'nin son açıklamaları, Tahran'ın Washington'dan somut adımlar beklediğini gösteriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'ın bu açıklaması, Orta Doğu'da artan gerilimlerin yaşandığı bir döneme denk geldi. İsrail'in Gazze'deki saldırıları ve Hizbullah ile çatışmaları sürerken, İran'ın nükleer programındaki ilerlemeler uluslararası toplumun endişelerini artırıyor. ABD, İran'ın nükleer silah elde etmesini engellemek için diplomatik çözüm arayışında. Ancak İran'ın son tutumu, müzakerelerin tıkanma noktasına geldiği yönünde yorumlanıyor. Uzmanlar, Tahran'ın ABD'nin yaptırımları hafifletmesi halinde uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurmayı teklif ettiğini ancak garantör devletlerin İran'ın anlaşmaya tam uyum sağlamasını istediğini belirtiyor. Bu durum, bölgede yeni bir kriz riskini artırıyor.
Öte yandan, İran'ın Rusya ve Çin ile artan iş birliği, Batılı ülkelerin yaptırımlarının etkinliğini azaltabilir. Tahran, BRICS üyeliği ve Şanghay İşbirliği Örgütü ile bağlarını güçlendirirken, Washington'un anlaşmaya dönüş için acil adımlar atması bekleniyor. Ancak İran'ın son açıklamaları, ABD'nin taahhütlerini yerine getirmemesi durumunda nükleer krizin derinleşebileceğine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'ın nükleer programı ve Batı ile ilişkilerinde dengeleyici bir rol üstlenmeye çalışıyor. İran ile enerji ve ticaret bağları olan Türkiye, yaptırımlar nedeniyle ekonomik zorluklarla karşılaşabiliyor. İran'ın ABD ile anlaşmazlığını sürdürmesi, Türkiye'nin enerji ithalatını ve bölgesel istikrarı etkileyebilir. Ayrıca, İran'ın nükleer faaliyetlerinin kontrolsüz ilerlemesi, bir silahlanma yarışını tetikleyerek Orta Doğu'da güvenlik risklerini artırabilir. Türkiye, diplomatik kanalları açık tutarak hem Batı hem de İran ile iş birliğini sürdürmeyi hedefliyor. Bu bağlamda, Ankara'nın arabuluculuk çabaları ve bölgesel diyaloğu teşvik etmesi bekleniyor.