ABD Senatörü Bernie Sanders, yapay zeka alanındaki süper zeka gelişmelerinin yasaklanması ve yapay zeka şirketlerinde devletin yüzde 50 hisse sahibi olacağı bir egemen varlık fonu kurulması önerilerini BBC'ye anlattı. Sanders, teknolojinin kontrolsüz gelişiminin demokrasi ve ekonomik adalet için ciddi riskler taşıdığını vurguladı. Senatör, yapay zeka devriminin yalnızca birkaç milyarderin servetine servet katmasına izin verilmemesi gerektiğini, halkın bu teknolojiden adil pay alması gerektiğini belirtti.
Yapay Zeka Düzenlemesinde Radikal Bir Çıkış
Sanders'ın önerisi, ABD'de yapay zeka düzenlemesi tartışmalarında bugüne kadar ortaya atılan en radikal yaklaşımlardan biri olarak öne çıkıyor. Senatör, süper zeka olarak adlandırılan, insan zekasını aşan yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesinin durdurulması gerektiğini savunuyor. Bu çağrı, yapay zekanın potansiyel tehlikelerine dair artan endişelerle örtüşüyor; ancak Sanders'ın önerisi, sadece düzenleme değil, aynı zamanda mülkiyet yapısını da değiştirmeyi hedefliyor. Senatör, “Yapay zeka ya insanlığın ortak faydasına hizmet edecek ya da bir avuç teknoloji milyarderinin elinde dünyayı yönetme aracı olacak” mesajını veriyor. Sanders'a göre, bu teknolojinin meyveleri vergi mükellefleriyle paylaşılmalı; bu nedenle kurulacak egemen varlık fonu aracılığıyla kamu, yapay zeka şirketlerinde yüzde 50 hisseye sahip olmalı.
Bu öneri, ABD'de yapay zeka sektörünün lider şirketleri arasında yer alan OpenAI, Google DeepMind, Microsoft ve Anthropic gibi devlerin hissedarlık yapısında köklü bir değişiklik anlamına geliyor. Sanders, fonun gelirlerinin eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi kamu hizmetlerine aktarılacağını belirtiyor. Ancak önerinin yasalaşması için Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Temsilciler Meclisi'nden geçmesi gerekiyor; bu da şu an için düşük bir olasılık olarak değerlendiriliyor. Yine de Sanders'ın açıklamaları, 2024 seçimlerinin ardından Demokrat Parti içinde yapay zeka politikalarının nasıl şekilleneceğine dair önemli bir gösterge olarak okunuyor.
Egemen Varlık Fonu Modeli ve Küresel Yansımalar
Sanders'ın önerdiği egemen varlık fonu modeli, aslında dünya genelinde farklı ülkelerde uygulanan bir mekanizma. Norveç'in petrol gelirlerini yönettiği devlet fonu, bu konuda en bilinen örnek. Ancak Sanders'ın planı, doğal kaynak gelirleri yerine doğrudan yapay zeka şirketlerinin hisselerine yatırım yapmayı içeriyor. Bu, devletin teknoloji sektöründe aktif bir oyuncu olması anlamına geliyor ve ABD'nin serbest piyasa ekonomisi ilkeleriyle çelişebilecek bir adım. Yine de yapay zekanın ekonomik getirisi göz önüne alındığında, kamu payı fikri, gelir eşitsizliğiyle mücadelede yeni bir araç olarak tartışılıyor. Sanders, “Yapay zeka çağında, halkın bu teknolojiden doğrudan faydalanmasını sağlamak için radikal çözümlere ihtiyacımız var” diyor.
Öte yandan, yapay zeka süper zekasının yasaklanması çağrısı, küresel ölçekte yankı uyandırabilecek bir tartışma. Avrupa Birliği, yapay zeka yasasıyla (AI Act) risk temelli bir düzenleme getirmiş durumda; ancak süper zeka geliştirilmesinin tamamen durdurulması yönünde bir adım atılmadı. Çin ise yapay zeka yatırımlarını hızlandırırken, etik kurallar ve güvenlik önlemleri konusunda adımlar atıyor. Sanders'ın önerisi, ABD'nin yapay zeka yarışında geri kalacağı endişesiyle karşı karşıya. Teknoloji şirketleri ve bazı uzmanlar, süper zeka yasağının inovasyonu felç edeceğini ve otoriter rejimlerin öne geçmesine yol açacağını savunuyor. Buna karşın, yapay zeka güvenliği araştırmacıları, kontrolsüz gelişimin varoluşsal riskler taşıdığı konusunda uyarıyor. Sanders, bu dengeyi gözeterek hem yasak hem de kamulaştırma gibi iki uç öneriyi bir arada sunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sanders'ın önerisi, Türkiye'nin yapay zeka politikaları için de ders niteliğinde. Türkiye, son yıllarda yapay zeka alanında strateji belgeleri yayımlasa da, kamu payı veya süper zeka yasağı gibi radikal adımlar henüz gündemde değil. Ancak küresel yapay zeka yarışında ABD'deki bu tartışma, Türkiye'nin kendi düzenleyici çerçevesini oluştururken kamu yararını öncelemesi gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, Türkiye'nin genç nüfusu ve teknoloji girişimciliği potansiyeli göz önüne alındığında, yapay zeka şirketlerine devlet desteği veya ortaklık modelleri tartışılabilir. Ancak otoriter eğilimlerin olduğu ülkelerde kamu payı, şeffaflık ve hesap verebilirlik olmadan siyasi kontrol aracına dönüşebilir. Bu nedenle Türkiye, yapay zeka yönetişiminde bağımsız düzenleyici kurumlar ve uluslararası işbirliğine öncelik vermeli.